Aylık arşivler: Mart 2011

Beşiktaş hücum mu oynuyor?

Maçtan önce Sinan Engin ile konuşan Ömer Güvenç, bu takımın hücum oynadığından bahsediyordu. Güya yöneticiler hücum oynayan bu takımın oyunundan memnunlarmış ama sonuçlardan değillermiş. Buna rağmen bu oyunda ısrar edilirse başarının geleceğine inanıyorlarmış. Okumaya devam et

“Dokunan Yanıyor!” – HT*

Yazı günüm olan salının, kadınların Yeşil Gazete’de çoktan almaları gereken inisiyatifi almaya başlamalarına ve özel bir güne (8 Mart’a) denk gelmesi ve bu nedenle Çarşamba çıkacak yazıyı, pazardan yazma zorunluluğu nedeniyle biraz sallantıda bir yazı olacak. Gündemin bu kadar hızlı değiştiği bir ülkede 2.5 gün kaybetmek… Okumaya devam et

Beşiktaş akıllı ayaklarıyla kazandı

Maçtan önce, oynanan stadyum üzerinde konuşmak gerek. Antalyaspor, daha önce enterasan tribünleri olan (sanırım sağında ve solunda koltuklar, en sonra tek koltuk kalacak şekilde inceliyordu) bir stadyumda oynuyordu. Kısmen dolu tribünler önünde oynanıyordu maçlar. Şimdi bir otelin sahasına geçilmiş. Uygulanan bilet fiyatı politikasından olsa gerek, ne zaman Antalyaspor maçı izlesem, taraftarları seçmek zor oluyor. Bu maçta da özellikle ilk başlarda bu durum böyleydi. Okumaya devam et

Maç Ferrari’nin elinden kaydı

Bir maçı beklersiniz, maç başlar, takımınız kötü durumdadır, rakip takım daha iyi durumdadır. Maçın başında da tüm Dünya’nın bildiği fakat bir türlü önlem alamadığınız açığınızdan gol gelir. Sonra oyun dengelenir. En büyük özelliğiniz olan ablukaya almayı gerçekleştirirsiniz. Gol gelir. Hakem maçın ilk yarısını uzatmaz bile. Farketmez. İkinci yarı başında da golü bulursunuz ve maçın rengi tamamen sizin renginize döner. Rakip, kendi sahasından bir taç kullanırken bile top çıkartmakta zorlanır. Defans oyuncusunun verdiği pasla, forvet oyuncunuz pozisyona girer. Kornerler, kornerleri takip eder ve bir tane sorumsuz oyuncu ortaya çıkar. Zaten ortada kalan pozisyonları ve ortada kalmayan çok net pozisyonları da rakip için değerlendiren bir hakem varken, bu pozisyonda hata yapmasını bekleyemezsiniz. Yapmasın da zaten. 10 kişi kalırsınız, üstüne de penaltı. Maç berabere olur. Okumaya devam et

Haftanın tortusu

* Bir koca torba yasamız oldu. Torba yasa tasarısı yasalaştı. İçinde ne olduğu, kamuoyunda, tasarı yasalaştıktan sonra tartışılmaya başlandı. Mesela öğreniyoruz ki, torbadan Necmettin Erbakan’a yarım ton altın çıkmış. Torba yasa ve demokrasi arasında kurduğum ilişki için:  Torba Yasa’ya demokrasi girer mi? Okumaya devam et

Beşiktaş kalan maçları oluşuma harcamalı

Beşiktaş, ikinci yarıya büyük umutlarla başladı. İlk hafta alınan galibiyet ve oynanan futbol da umutlara umut katıyordu. Fakat, tüm bunların devamı çok da umulan gibi gitmedi. Bucaspor maçından itibaren olanlar ortada.

Bu hafta da Beşiktaş puan kaybetti. Maçı kaybetti. Seyircisiz bir maçta oynamak her takım için zor ama Beşiktaş için çok zor gibi duruyor. Seyirciyle coşan bir takım Beşiktaş. Seyircinin yanında Quaresma ile Guti de yoktu Beşiktaş’ta. Maçın başında Quaresma’nın olmamasının olumlu olabileceğini düşünüyordum. Çok hırslı olduğu için çok top kullanan, bu yüzden de hücumda bazen şansların bitmesine neden oluyordu çünkü. Fakat, düşündüğüm gibi olmadı. Guti’nin olmaması ise her zaman bir sorun. Okumaya devam et

Torba Yasa’ya demokrasi girer mi?

Baştan söylemem gerekir ki, bu bir emek yazısı değil. Torba Yasa’nın çalışanlardan neleri kepçeyle götürürken, neleri kaşıkla verdiğini sıralamayacağım. Maddelerin neler getirdiğini, ne gibi değişiklikler yarattığını da anlatmayacağım. Torba Yasa denilen değişiklikler toplamının kimin yararına, kimin zararına olduğunu da uzun uzun incelemeyeceğim. Böyleyken de, yazının anlaşılabilir olması için ne maddeleri okumak, ne maddelerin içeriğini bilmek gerekiyor. Çünkü sorun daha torbanın içinde karşılamıyor bizi, torbada başlıyor sorunlar. Okumaya devam et