Aylık arşivler: Haziran 2011

CHP ve BDP seçmeni adına konuşan AKP’liler

Dün Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Ortalığın toz duman olması dün başladı, bugün hala devam ediyor. Haber kanallarının ve gazetelerin ilk sayfalarının, tek konusu bu. Tabii ki herkes tarafına göre yorum yapıyor. Bir bölümünün en büyük argümanı ise Cumhuriyet Halk Partisi ile Barış ve Demokrasi Partisi’nin “huzuru” bozduğu, sağduyulu olmak yerine “solduyulu” davrandıkları. Burada da kendilerine bir şahit bulmuşlar. Millet! Ve onun “iradesi”. Sanki seçilip TBMM’ye giremeyenler ve seçilip vekilliği düşürülenler başka bir şeyin iradesiyle seçilmiş gibi. Okumaya devam et

Nükleere tüp gaz, halka kimyasal gaz

Hatırlanacaktır, Japonya’da Fukuşima Nükleer Santrali’nde kaza olduğunda ve radyasyon yayılmaya başladığında, Türkiye’de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bir benzetme yapmıştı. Şöyle demişti sözlerinin başında Başbakan: “Riski olmayan hiçbir yatırım yoktur. Yani evinize Aygaz tüpü de o zaman koymamak gerekir veya bir doğalgaz hattı çekmemek gerekir veya ülkeden ham petrol hattının geçmemesi gerekir. Şimdi bunlar hangisi olursa olsun herhangi bir tehditle ya da saldırıyla karşı karşıya kaldığı zaman bunların az veya çok bir bedeli olur.”

Bu açıklamayı akılda tutarak başka bir olaya geçelim. Zaman biraz daha yakın. Geçtiğimiz pazar. Yani 26 Haziran günü. Şişli’de insanlar, oy verdikleri vekillerin bir tanesinin vekilliğinin elinden (ç)alınmasına, bir bölümünün ise hapisten çıkartılmamasına tepki olarak yürümek istediler. Polis önlerini kesti. “Yürüyemezsiniz” dedi. “Tamam o zaman dağılacağız” dediklerinde ise gaz bombaları yağmaya başladı ve Şişli’den Galatasaray Meydanı’na kadar her yere gerek helikopterlerden, gerekse de bilindik yöntemleri kullanarak kimyasal silah atıldı. Okumaya devam et

Mağdurların empatisi demokrasi mücadelesine dönüşür mü?

12 Haziran gecesi seçim sonuçları bittikten sonra, hemen itirazlar gerçekleşti. Yeniden sayımlar yapıldı. Tüm bunların sonucunda Adalet ve Kalkınma Partisi’nin vekil sayısı 325 olmuştu. Dün resmi sonuçlar açıklandı ve AKP’nin vekil sayısını 327 olarak gördük. Yani, son düdük çalmadan, her şey değişebiliyormuş. Türkiye’de artık alışmamız gereken bir durum bu. Yemin töreni olmadan, çeşitli zorlamalarla bu sayı daha da değişebilir bakarsınız.

Sakin bir ülkede, sadece ve sadece Hatip Dicle olayı, ortalığı karıştırmaya yeterdi ve artardı. Bu Hatip Dicle hakkında verilen ikinci karar ve ilki doğru da olsa yanlış da olsa bu karar yanlış. Ne doğru yanlışla düzeltilir, ne de yanlış tekrar bir yanlışla düzeltilir. Vekillik mazbatasını almış bir kişinin Yüksek Seçim Kurulu ile bağı kopmalıyken, YSK’nın geçmiş kararı “düzeltmeye” çalışması yanlışın ta kendisidir. Bu yanlış da “nereye gidiyoruz?” sorusu üzerine derin tartışmalar yaratmak için yeterliydi. Dicle’nin mensubu olduğı BDP’nin bağımsızları TBMM’ye girmeyeceklerini ve yemin etmeyeceklerini 35 vekil olarak ifade ettiler. Bu bir ilk olacak ve o kadar düşünülmemiş bir durum ki bu, yazılı olarak ne olacağı hiçbir yerde yok. Okumaya devam et

Ankara’dan Mikronezya’ya oradan da Çek Cumhuriyetine…

İki tane haber. Bir tanesini duymayan kalmadı, diğerini ise herhalde duyan çok azdır. İlki olabildiğince yerel, Ankara‘dan. İkincisi ise çok uzaktan Mikronezya‘dan ve Çek Cumhuriyeti‘nden. Birbirleriyle alakasını kurmak gerekli bu haberlerin ve bu yerlerin. Daha

Ankara'nın ünlü 70 Gün Gölü

doğrusu alakalarını ARTIK anlamak gerekli. Çünkü birbiriyle alakalarını hayat kuruyor. İklim kuruyor.  Zaten ikinci haberi biraz inceleyince kurulmak istenen bağ da apaçık şekilde ortaya çıkıyor.

Geçen Perşembe günü, Ankara’ya birazcık fazla yağmur yağdı. Son bir kaç senesini kuraklık içerisinde geçiren Ankara’ya bir anda yağmurlar yağmaya başladı. Belki bir kaç sene de böyle gidecek. Sonra yine kuraklıklar. Ya da yazların bir olasılıkla yüksek sıcaklık ile geçmesi ile tüm bu yağmurlar boşa gidebilir. Yine zehirli sular Ankaralıların musluklarından akabilir. Kısaca, artık bir denge beklemek ya da gözlemek mümkün değil. Uçlarda ve öngörülemeyen bir iklim ile karşı karşıyayız. Öngörebildiğimiz sadece bunun böyle olacağı. Şehir sellerinin bizleri beklediğini söyleyen bilim insanları oldu. Dinleyen yöneticiler ise tabii ki olmadı. Okumaya devam et

Seçimden sonra – Doğa mücadelesi ve yeşiller partisi

Seçim sonuçlarına bakıp, her yapı bir kazanç öyküsü çıkartabilir kendisine. AKP de, CHP de, MHP de ve tabiii ki bağımsızlar da… Fakat ufak partiler ve doğa mücadelesi verenler açısından bakarsak durum hiç böyle sayılmaz. O açıdan bakıldığında ortada bir kazanç öyküsü yok. Ufacık bile olsa… Sonuçlar, doğa mücadelesi verenler ve küçük partiler için hiç de olumlu sonuçlar vermeyince, bu ikisinin kesişimindeki Yeşiller Partisi için de durum bu şekilde oluyor tabii ki.

2001 seçimleri itibariyle, siyasal ortam sol partileri seçime giremeyecek kadar küçültmüşken (ya da büyüyemiyorken); sağ partilerin ikisi hariç hepsini de geçmişin sol partileri gibi dalga geçilen %1 oyun altına düşürdü. Sadece Saadet Partisi, %1’in biraz üstüne çıkabildi. Zaten genel rakamlara bakınca durumun vahameti iyice ortaya çıkıyor. Okumaya devam et

Seçimden sonra – Şehirler, partiler ve sonuçlar

Seçim bitti, yorumları gelmeye başladı. Milliyetçi Hareket Partisi ve destekçileri pek ortada yok. Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloğu‘na ana akım medya tarafından bir perde çekilmiş durumda. Zaten adaylar dışında, pek destekçisine söz verilmiyor. Geriye iki kesim kalıyor.

Bir tanesi Adalet ve Kalkınma Partisi. Seçimin %49.9 oy oranı ile galibi. Televizyonlarda, gazetelerde destekçilerinden bol bir şey yok zaten. Dört gazete var her gün aynı başlık ve fotoğraflarla çıkıyor. İçinde yazanların da kafasında tek bir fikir var. AKP‘ye koşulsuz destek.

Diğeri de, Cumhuriyet Halk Partisi. Seçim sonuçlarına göre seçimin kaybedeni ve seçim sonrasının en çok konuşulanı. Tüm televizyonların bir numaralı gündem maddesi bu parti. Seçimden önce başlayan kampanya, seçimden sonra da devam ediyor. Okumaya devam et

Seçimden sonra – Hegemonya ile mücadele

Büyük bir hegemonya ile karşı karşıyayız. Bu kelime önemli. Lütfen akıldan çıkartmayalım. Bu hegemonyanın araçlarının bir bölümü zaten çok uzun zamandır bu konumda. Bir bölümü de daha yeni yeni bu duruma araç oluyor. Sonuç olarak üçüncü dönemini kazanmış bir iktidarın hegemonyasını araçlarla dayatması çok da anormal değil.

Seçim sonuçları, teknolojinin de yardımıyla daha o gün belli oldu ve ilan edildi. Bu da üzerinde hemen o gece net yorumlar yapma şansını herkese verdi. Peki yapılan yorumlar, bu durumun hakkını verecek kadar net mi? Hayır! Ya da şu şekilde söyleyelim: Bu sonuçlara bakarak, bu yorumlar yapılabiliyorsa hegemonyanın etkisi çok büyük boyutta demektir ve bununla da artık mücadele etmek, mücadelenin dozunu yükseltmek gerekmektedir. Çünkü bu kadar yanlış bilgi ve yorum karşısında doğru durmaya çalışmak yorucu ve zordur. Doğru ya aranmıyor ya da kimilerinin zihninden çoktan çekip gitmiş demektir. Okumaya devam et

Seçime doğru – son…

Seçim zamanı artık geldi çattı. Kim yüzde kaç oy alacak, kim kaç vekil çıkartacak çok kısa bir süre sonra öğreneceğiz. Bu hengame de bitecek. Partiler son mitinglerini yapıyorlar, yapacaklar. Yarın TRT‘de liderler ve parti temsilcileri konuşacak (ben yine LDP ve TKP‘yi bekliyorum) ve yasaklar devreye girecek.

Pazar günü yasaklar kalktıktan sonra TV’lerde, yasaklar kalkmadan da sosyal medyada sonuçlar yavaş yavaş açıklanacak. Yasaklar olmadığına göre şimdi her şeyi söylemek serbest.

Tahminler çeşitli. Kesin olan bazı şeyler var ama onları da zaten herkes defalarca tekrarladı. Benim ilgimi çeken başka bir durum bu seçimde. Ve onlarla da bitirmeyi planlıyorum bu uzun seriyi. (Bu yazıyla birlikte toplam 8 yazı olacak.)

Bu seçim propaganda dönemi bize şunu gösterdi ki, Türkiye, çok partili döneminde hiç bu kadar adaletsiz bir propaganda dönemi yaşamadı, seçim sonuçlarına göre de ya bir daha yaşamayacak, ya da 4 sene sonra daha da adil olmayan bir seçim bizi bekleyecek. Okumaya devam et

Seçime doğru – cumhuriyet halk partisi ve solu

Seçime artık çok az kaldı. Politika yorgunluğu diye bir psikolojik hastalık varsa, ülkenin bir bölümünde bu hastalığın yaygın şekilde görüldüğü söylenebilir. Baksanıza AKP Genel Başkanı bile Bingöl’de konuşurken, Diyarbakır diye dört kere sesleniyor, Bingöl’e olmayan doğal gazı kendilerinin getirdiğini söylüyor. Promterlar da politika yorgunu olmalı.

Seçime, Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğunu katmazsak sol parti olarak 4 parti gidiyor. Cumhuriyet Halk Partisi, Demokratik Sol Parti, Türkiye Komünist Partisi ve Emek Partisi.

Emek Partisi hem Blokta, hem de bazı noktalarda pusulada var. Sanırım, TRT propagandasından yararlanmak ve aday gösterilmeyen yerlerde de üyelerini “zinde” tutmak için alınmış bir karar bu. Demokratik Sol Parti de bana kalırsa aynı durumda. Evet öyle bir parti var ama neden var, ne için var gerçekten önemli bir soru işareti bana kalırsa. Muğla’da yaptıkları 6 kişilik mitinge bakılırsa sadece benim böyle düşünmediğimi de görebilirsiniz.

Böyle olunca elde iki parti kalıyor: CHP ve TKP Okumaya devam et