Monthly Archives: Ocak 2012

Yağmuru Bile: Türkü yine aynı türkü, sazlarda tel değişti. Yumruk yine o yumruk, bir varsa el değişti

Güney Amerika yerlileri ile oraya sonradan gelen beyazların mücadeleleri… Önce İspanyol askerleri ile altın için, şimdi ise çokuluslu şirketler ile su için. Fakat yüzyıllardır aynı yönde, aynı tarzda, belki birazcık daha çağdaş…

Bu bir sinema yazısı değil aslında. Bu bir filmin anlattığı ve hatırlattığı mücadeleler üzerine yazılmış bir yazı. Altınları için, suları için ve ellerinde değerli ne varsa alınmış; öldürülmüş, yakılmış bir halktan özür dileyen Yağmuru Bile/Even The Rain/Tambien la Lluvia hakkında yazılmış bir yazı.

Filmin nasıl ilerleyeceği ve bittiğinde bırakmak istediği düşünce aslında ta başından belli oluyor. Ünlü tarihçi Howard Zinn’e ithaf edilerek başlayan bir film nasıl olabilir ki? Okumaya devam et

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Sinema yazıları

Ocak’ın 19’undan, 24’üne

Bugün 24 Ocak. 1993 yılının 24 Ocak günü, Ankara’da, pencereden dışarı bakınca görüyorum, bugün gibi Ankara’nın kar altında olduğu bir günde, Uğur Mumcu arabasına konulan bomba ile öldürüldü. O günden aklımda kalan en net görüntü, dönemin Başbakanı gelecek diye, bombanın patladığı yerin temizlenmesiydi. Deliller, belki çözüme götürecek parçalar süpürgeyle karların arasına yığılmıştı ki, Başbakan’ın ayakkabıları kirlenmesin. Yani o kadar net başladı Uğur Mumcu’nun katillerine ulaşacak yolda yürümeye çalışanlar. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Yeşil Gazete yazıları

Demokrasi mi? Otoriterleşme mi?

Türkiye’ye baktığımızda bu sorular, yani demokrasi mi, otoriterleşme mi soruları bir seçenekten öteye, bir durumun ve bir idealin sunumu olarak karşımıza çıkıyor. Yoksa Türkiye’nin içinde bulunduğu duruma bakıp Türkiye demokratikleşiyor demek pek mümkün değil. Türkiye otoriterleşiyor, hem de hızla otoriterleşiyor. Türkiyenin önüne koyması gereken ideal ise tabii ki demokratikleşme.

Günden güne nelerin suç sayılmaya başlandığına, nelerin ceza almak için yeterli göründüğüne ve nelerin normalleştiğine bakmak Türkiye’nin otoriterleştiğine ikna olmak için yeter de artar. Yetmez ise, mail kutunuzu ya da muhalefet etme cesaretini hala gösterebilen gazetelere bir bakın. Arka arkaya iki, üç günün boş olmadığını göreceksiniz. Mutlaka bir adliyenin önündeki basın açıklamasına davet gelmiştir. Bir tutuklama için protestoya davet gelmiştir. Davadan, davaya koşturmak ve baskılara karşı sokağa çıkmak dışında bir zamanınız kalmayabilir eğer tüm davetlere giderseniz. İdeali talep etme şöyle dursun, gelen otoriterleşme darbelerine karşı çıkma zamanınız bile kalmayabilir. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Yeşil Gazete yazıları

Kalite farkı skoru belirledi

Bursaspor, Beşiktaş’tan en son puan alıp, şampiyonluğunu ilan ettiği zamana göre çok güç kaybetmiş bir takım görünümünde. Bu hem kadro olarak, hem oyun olarak hem de puan sıralamasındaki yer olarak görülüyor. Şampiyonluğa oynayan bir takımdan, puan sıralamasında ortalarda, oyun olarak sıradan bir takıma dönmüş yeşil beyazlılar. Bunda, disiplin sorunlarını neden olarak göstererek başka takımlara gönderdikleri oyuncuların katkısı büyük. Böyle olunca da Beşiktaş maçında, medya eliyle körüklenen rekabetten başka bir itici güç kalmıyor. Fakat takımın durumu sebebiyle de bu suni rekabet de çok anlamlı olmuyor. Rekabetin mekanı olarak sadece tribünler kalıyor. Deplasmana taraftar yasağı gibi bir uygulamayla düşünülünce, o rekabet de yaşanmıyor. Ortada, neden gerilimli olduğu belli olmayan bir maç çıkıyor. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Spor yazıları

Beşiktaş iki attı, çok kaçırdı

Hava soğuk, tribünler dolu değil, rakip ligin dördüncüsü, Beşiktaş’ın iki puan altında yani güçlü, Beşiktaş ligin ilk yarısında oynanan karşılaşmayı kaybetmiş, Eskişehirspor’da teknik direktör değişikliği olmuş ve en başarılı yerli teknik direktörlerden bir tanesi takımın başına geçmiş. Bu şekilde bakıldığında, Beşiktaş için ikinci yarıya başlamak adına olabilecek en zor rakiplerden biri Eskişehirspor. Bunların üzerine de, İstiklal Marşı çalınırken stadyumu kaplayan sis.

Maç başlamadan önce bir soru: Uludere’de öldürülen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için neden saygı duruşunda bulunulmadı? Devlet öldürdüğü için mi?

Gerçi bu tip soruların ne önemi var bilmiyorum. Ya da bir önemi var mı? Mesela şu ligin başlama tarihi ile transfer döneminin başlamasının tarihi arasındaki uyuşmazlık hakkında da sorular sorulabilir. Bir işe yarar mı? Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Spor yazıları

Dünya’nın sonu 2012’de geliyor!

Yeni bir yıla girdik. 2012’ye girerken, bir süredir unuttuğumuz bir efsaneyle de hasret gideriyoruz. Dünya’nın sonunun geleceği efsanesi bu. Bir benzerini 1999 yılının sonlarında yaşamıştık bu efsanenin. Zaten 2000’e dair örnekleri de bol bol izledik, okuduk son zamanlarda. Benim en sevdiğim örnek ise, o dönem için kalburüstü kalecilerden sayılabilecek olan Arjantin’li Carlos Roa’nın, “Kıyamet kopacak, ben futbolu bırakıyorum.” dedikten sonra, kıyametin kopmadığını gördükten sonra futbola geri dönmesiydi.

Fakat 2012’nin beklentisi, 2000 yılını geçti. Ne kıyamet koptu 2000’de, ne de bilgisayarlar tarih olarak 2000’e geçmekte bir zorluk yaşadı. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Yeşil Gazete yazıları