Monthly Archives: Şubat 2012

21. Yüzyıl’ın dayattığı yanıt: Sol bir ekoloji!

2012 yılında Dünya’ya baktığımızda insanların hayatlarına dokunan iki büyük sorun görüyoruz. Bir tanesi, tüm diğerlerinin önüne geçen ve Dünya’nın varlık ya da yokluk mücadelesi haline gelen ekolojik kriz! İkincisi ise, yüzyıllardır devam eden ekonomik paylaşım ve adalet mücadelesi! Yani bir tanesi yaşamak ya da yok olmak sorunu; bir tanesi ise nasıl yaşanacağını sorunu.

Dünya’nın kaynaklarının sonsuz olduğunun, doğanın kendini yenileme kapasitesinin ise sınırsız olduğunun düşünüldüğü bir Dünya’da ekolojik krizden söz etmek mümkün değildi. O zaman tüm dikkatler nasıl yaşanacağı mücadelesine çevrilebilirdi, yıllarca da çevrildi zaten. Fakat artık bu mümkün değil. Sadece bir noktaya odaklanmak ve ayağımızın altındaki yaşamın kayıp gittiğini görmemek 2012’de bize siyasal ve daha da önemlisi yaşamsal olarak doğru yanıtlar vermiyor. Gelinen nokta bize şunu gösterdi ki; nasıl yaşanacağımızı tartışmaktan önce Dünya’da hayatın bitmesi ile karşı karşıyayız. Buna çözüm ararken de, ekonomik paylaşım ve adalet mücadelesini gözardı edemeyiz.   Okumaya devam et

Reklamlar

2 Yorum

Filed under Yeşil Gazete yazıları

Türkiye’nin vazgeçilmiş yeri

Aliağa ya kurulması planlanan termik santraller, bölgeyi endüstri çöplüğü haline getirir.

Aliağa ya kurulması planlanan termik santraller, bölgeyi endüstri çöplüğü haline getirir.

İzmir’in hemen kuzeyindeki Aliağa, bu ülkenin vazgeçilmiş yerlerinden biri. Aynı Dilovası gibi. Türkiye’de yöneticilerin artık vazgeçtiği, nasıl olsa düzelmez diyerek, kirlilik yığdığı noktalar olduğu hissediliyor. Bu vazgeçilmiş yerlerde artık yaşam yoktur, endüstrileşme vardır! Çünkü yaşam önemli değildir. Bir kere yok etme başlamıştır ve düzeltmek yerine tamamen yok etmek uygun görülmüştür. Büyük nüfuslara ulaşım açısından yakın, doğaya verilen zararların etkisinin hissedilmesi açısından ise uzak oldukları düşünüldüğü için de (ne kadar yanlış ve dar bir görüş!) ne kadar doğayı ve sağlığı olumsuz etkileyen yapı varsa vazgeçilmiş yerlere kurulur. Bir kirlilik haberi ya da iklim değişikliği belgeseli için kullanabileceğiniz karelerle doludur buralar. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Radikal yazıları

AKP şükretmemizi istiyor!*

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, tinerci ve isyankar bir nesil yetiştirmek istemediğini ve alternatif olarak da dindar bir nesil yetiştirmek istediğini söylemesinden hemen önce, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, dışarda özgürlük yok diyorsunuz, o zaman biz de sizi hapse atıyoruz, fakat yine yaranamıyoruz. Özgürlük yok demeye devam ediyorsunuz! Bu nasıl iş? Demek ki neymiş? Hapiste olmamak bir özgürlükmüş. Çıkarsanıza özgürlüğün tadını dedi. İçişleri Bakanı’nın özgürlük yok diyeni içeri atıyoruz ki, dışarda olmanın da bir özgürlük olduğunu anlasın demesinden kısa bir süre sonra da, bu sefer söze giren AKP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Gedikli, dışarda olan ama çok dışarda olan, yurtdışı!, yazar Paul Auster ile Ergenekon ve Neocon’un bağlantısını kuruverdi. (Bunda ses benzerliği de etki olmuş olabilir.) Gedikli aynı konuşmasında Paul Auster ile birlikte Noam Chomsky’yi de Ergenekon ile İsrail arasındaki bağı kanıtlamak için örnek verdi. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Yeşil Gazete yazıları

Savunan Fenerbahçe kazandı

Maçın sonunda sevinen takımı kazanan Yıldırım Demirören oldu!

Maçın sonunda sevinen takımı kazanan Yıldırım Demirören oldu!

Türkiye’de Play-Off’un doğal adayı olan üç takıma karşı Beşiktaş’ın enteresan bir üstünlüğü var. Enteresan çünkü, sahada olan üstünlük ile tabelada ortaya çıkan pek aynı değil. Örneğin, ilk yarıda oynanan Galatasaray, Fenerbahçe ve Trabzonspor maçlarından Beşiktaş toplam 5 puan çıkardı. İki beraberlik ve bir galibiyet. Fakat oyun olarak berabere kaldığı Fenerbahçe ve Galatasaray’a karşı da oyun olarak çok üstündü.

İkinci yarıya geldiğimizde ise, bu üstünlük ile kazanamama durumu, yerini üstünlük ile puan alamama durumuna bıraktı. Buradan maça geçebiliriz. Maçta, goller dışında Fenerbahçe’nin kaçırdığı kesin bir gol pozisyonu yok. Buna karşın, Beşiktaş’ın özellikle Ernst ile doğrudan pozisyonları ve daha maçın başında Holosko’nun pas tercihi ile yitip giden pozisyonları mevcut. Sow’un attığı golün benzerini Beşiktaş iki kere atabilirdi. Caner ile Holosko’nun farkı sebebiyle atamadı diyebiliriz. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Spor yazıları