Aylık arşivler: Ocak 2018

Modern Çöller

Adına modern kentleşme dediğimiz olgu hiçbir şey başaramadıysa bir konuda çok başarılı oldu. Artık kimse çöl görmek için, coğrafya derslerinden alışık olduğumuz yerlere gitmek zorunda değil. Çölün ne olduğunu anlamak için; çölün doğa ile karşılıklı alışverişini anlamak için seyahat etmek zorunda değil modern insan. Çünkü insanlık binlerce yıllık geçmişinin onu getirdiği nokta itibariyle kendisine Modern çöller yarattı ve adına da kent dedi. Arada ufak bir fark vardı tabii ki. Artık kum dağlarıyla, çöl fırtınalarıyla değil; beton dağlarıyla, asfaltın kavuruculuğuyla karşı karşıyayız. Kumun yerini teknolojik işlemlerden geçen malzemeler aldı ama kentlerimizin doğa ile kurduğu ilişki ile gerçek bir çölün doğa ile kurduğu ilişki arasında bir fark yok. Çünkü kentlerimizde de doğal yaşam adına tek bir iz yok; doğal olanın kendine bir yaşam alanı açma şansı yok ya da bu çölün yaygınlaşması karşısında durma ihtimali yok. Çöl yayılıyor, yayılacak.  Okumaya devam et

Reklamlar

Bir linç hikayesi: Kanal İstanbul

Linç: Birden çok kimsenin kendilerine göre suç olan bir davranışından ötürü birini, yasa dışı ve yargılamasız olarak öldürmesi.

Kanal İstanbul, “Çılgın Proje” olarak ortaya atıldığından beri kamuoyunun ezici çoğunluğunun merak ettiği tek konu vardı: Bu kanalın güzergâhı ne olacak? Çok az insan böyle bir projeye neden gerek duyulduğu üzerinde durdu. Daha az insan bu projenin hayata geçirilmesi halinde Karadeniz ve Marmara Denizi (Dolayısıyla da Ege Denizi) ekosisteminde nasıl bir değişikliğe yol açacağını konuştu. Ve tabii ki bu projeden doğrudan etkilenecek olan İstanbul’un proje bittikten sonra nasıl bir hal alacağı da konuşulanlar arasında son sıralardaydı. Okumaya devam et

Çevre hareketi tekerrür mü ediyor?

Türkiye’de gündem çok hızlı değişir.

Bu, herkesin üzerinde ortaklaştığı bir durumdur.

Fakat bir de bu hızlı gündemin kendisini tekrarlama gerçeği vardır. Bu da aradan seneler geçse bile bazı olayların sanki “Türkiye’nin kaderiymiş” gibi kendisini tekrarlamasıdır.

İçinden geçtiğimiz bu günleri yani 15 Temmuz sonrası yaşanan toplumsal ruh halini (Bu ruh halinin başlangıcını 7 Haziran Seçimleri sonrası yaratılan ve 1 Kasım ile sonuçlanan sürece ya da Gezi sonrası ortaya çıkan bıkkınlığa kadar götürmek mümkün) 12 Eylül sonrası yaşanan ruh hali ile benzeştirmek olası. Okumaya devam et