Bu kalp seni hatırlıyor

Türkiye’de tarih dersleri, ki kendileri herhangi bir tarih dersi değil, milli tarih dersidir, 1938 yılında biter. Kitabın sonunda Dolmabahçe’den bir fotoğraf ve Kemal Atatürk’ün Anıtkabir’e götürülmesinin birkaç fotoğrafı vardır. Sonra kapak kapanır. Tarih de öğrenciler için kapanmıştır. Gerisini öğrenmese de olur öğrenciler. Çok gerekirse üniversitede öğrenirler. En fazla çok partili döneme geçilir milli tarih derslerinde. Zaten çok partili döneme geçildikten sonra da millilikte bir azalma görüldüğü için olacak, çok partili döneme geçen öğrenciler için tarih 27 Mayıs darbesinde biter. Okumaya devam et

Reklamlar

İzmir’in kötü yönetilmesinin sebebi AKP’dir

Bir şehir düşünün, İzmir, şehirlileri düşünün İzmirliler. Mahkûmlar. Kendilerini mahkûm hissediyorlar. Peki, neye mahkûmlar? Kötü yerel yönetimlere… Arada kaçmaya çalışmışlar aslında. Bir seçimde tutmuşlar Genç Parti’ye vermişler oylarının büyük bölümünü. Fakat o hiç olmamış. Onlar da en iyi bildikleri yöntemi uygulamışlar son yerel seçimlerde. Bütün şehrin yerel yönetimini CHP’ye vermişler. Şehrin bu hale gelmesinden, İzmir’in son yıllarda yaşadığı “felaket”ten onlar mı sorumlu? Bence hayır! Bence tek sorumlu AKP! AKP olduğu için ve AKP’nin temsil ettiği değerlerden korkulduğu ve o değerlerden hoşlanılmadığı için insanlar gidiyorlar CHP’ye oy veriyorlar ve AKP olduğu sürece de bu böyle gidecek. Hiçbir değer yargısı işlemeyecek ve aslında bir seçim de olmayacak İzmir’de. Okumaya devam et

Kapitalizm grip olmuş, Bakanlık aşılayacak

Domuz gribi vakasında önemli bir nokta bu çarşamba (28 Ekim 2009) gerçekleşecek. Ülkece aşılama seferberliğimiz başlayacak. Bir şekliyle aslında “alın verin ekonomiye can verin” sloganının hayat bulmasına tanık olacağız. Bir yandan da baktığımızda bu ekonomiye can verme hadisesi çok önceden gerçekleşmiş durumda. 40 milyon doz aşının alındığı söyleniyor. Bunun yanında ise test sonuçlarının salı günü (27 Ekim 2009) günü ortaya çıkacağı ekleniyor. Sonuçtan çok emin olmalıyız ki, bir gün sonra da aşılama başlayacak. Bu bile başlı başına bir soru işareti aslında. Ya Salı günü o aşıların riskli olduğu ortaya çıkarsa? Çayların radyasyonlu olduğunu kanserden ölümler olduğunda anladığımız gibi mi anlayacağız o test sonuçlarını? Okumaya devam et

Barış ihtimali ve Yeşiller’in duruşu

Türkiye’nin belki de temelleri 100 yıldan da öteye dayanan demokrasi, çok seslilik  ve farklı olana tahammülsüzlük problemleri son 25 yılda da kendisini sıcak çatışma olarak gösteriyor. Bu ve bunun benzeri gibi kavramların yarattığı sorunlar bu ülkenin milletlerinden, bir millet yaratmaya çalışıp, bir halk yaratmaya çalışılmamasının bize kalan tarihi mirası. Farklı milletlerden bir millet yaratılma isteği, elbette ki o millete mensup olmayan insanlar tarafından kabul edilmeyecekti ve edilmedi de. Son 25 yılda yaşadığımız olguya iki tarafından da sebep olanların aslında çevresinde dönüp durduğu sorun budur. Bu “kabul etmeme”dir. Tabii burada eklenmeli ki, bu ülkenin milletlerinden yine bir halk yaratmaya çalışmayıp da, (ve hatta sınırların ötesinde bir Dünya Vatandaşlığı hedefi güdülmeyip) iki millet yaratmaya çalışmak da kabul edilmemesi gereken bir durumdur. Ulus-devletten, iki uluslu devlete geçme isteği en az ulus devlet kadar baskıcı bir yapı oluşturacaktır. Kapsayıcılık sınırlandırıldığı anda, dışarıda kalanlara baskı devam edecektir. Okumaya devam et

Toplumsal silahlanma

Bugün 28 Eylül. Yani bireysel silahsızlanma günü. 2009 yılında bireysel silahsızlanmadan toplumsal halde silahlanmaya geçtiğimiz bir dönemde önemli ve üzerinde durulması gereken bir gün. Öyle ki, bireysel silahlanma, son sekiz yılda %358 oranında artmış durumda. Her üç evden birinde silahın olduğu ve bu silahların 4’te 3’ünün de kayıt dışı olduğu bir ülke Türkiye. Toplumsal olarak sinir uçları açıkta yaşayan bir ülkeye göre gerçekten korkutucu bir istatistik. Hemen hemen her gün gazetelerde birkaç silahla öldürme yaralama haberi bulmak mümkün. Okumaya devam et

“Telaşlandım, Öldürdüm” “Suçsuzsun!”

Bu işte o sürekli söz edilen devletin şevkatli kolları ve kendinden olmadığını düşündüğü vatandaşına karşı davranışı: “Yargıtay’ın içtihat niteliğindeki bu kararına göre, kalabalığın silah ya da bıçağa sahip olmadığı, taşlı saldırıda bulunduğu olaylarda, benzer bir korku ve telaş yaşayan güvenlik görevlisinin açtığı öldürücü ateş ceza nedeni sayılmayacak.” (Kaynak) Ve kararın gerekçesinden bir alıntı: “Ölüme yönelik sözlerle de desteklenen fiili saldırının ağırlığı, uyarılara karşı artarak devam etmesi ile bölgenin özellikleri bütün olarak göz önüne alındığında, yasal savunmada sınırın mazur görülebilecek bir korku ve telaşla aşıldığının kabulü gereklidir.” (Kaynak) Okumaya devam et