Popülizm dalgası entegrasyonun kalesine dayandı

İsveç Seçimleri dün tamamlandı. Ortaya çıkan sonuçları değerlendirmeden önce, sonra söylenmesi gerekeni başta söyleyelim: Yine aynı senaryo. Yine popülist sağı sandık oyunuyla yenmeye çalışan ve böylece o “büyük felaketi” öteleyen bir tablo ile karşı karşıyayız. Popülist sağ tüm Avrupa’da büyüyor; artık iş geldi İsveç’e, Avrupa’nın uyum konusunda en ılımlı ülkesine dayandı. Kale, düştü düşer.

Okumaya devam et

Seçimin dijital galibi İYİ Parti

Sabah kalktınız, hala akşam gördüğünüz rüyanın etkisindesiniz… Son zamanlardaki siyasi angajmanları sizi kendisinden uzaklaştırsa da İbrahim Tatlıses’in bir şarkısı dilinize takıldı. Sözlerinin birazını hatırlıyorsunuz ve kalanını dinlemek istediniz… Ya da ev arkadaşınızla bulaşık kavgası yapmaktan artık sıkıldınız ve kendinize kalacak yer arıyorsunuz. Artık bunların hepsinin yolunun internette tek adresten geçtiğini biliyorsunuz. Google’a girdiniz. Rüyada güneş görmek yazdınız. İbrahim Tatlıses yazdınız. Boş oda yazdınız. Hepsinde en üstte aynı reklam çıktı. http://www.iyiparti.org.tr Her aramaya yönelik esprili bir dille hazırlanmış cümlesiyle beraber partinin internet sitesinin adresi. Artık sizde o gün birbirinden bağımsız gibi görünen binlerce insan ile birlikte aradığınız bir kelime sayesinde son dönemin en çok ses getiren dijital siyasal pazarlama/propaganda kampanyasının içerisindesiniz. Okumaya devam et

Gazeteler satmıyor, televizyonlardan haber izlenmiyor… Peki ya sosyal medya seçim kazandırabilir mi? #TAMAM

Cumhurbaşkanlığı Seçiminin ve Genel Seçimin ani bir kararla erkene alınması iktidardan daha çok muhalefeti hazırlıksız yakaladı. Doğan Medya Grubu’nun satışı ile başlayan sürece baktığımızda iktidarın zaten yaklaşmakta olan bir seçime yönelik elini güçlendirici hazırlıklar yaptığı görünüyordu. Şu anda da el değiştiren ve önceden teslim olan kanalların muhalefetin adaylarına ayırdıkları süreleri alt alta sıralayınca bu hazırlığın, kendileri açısından, ne derece başarılı bir şekilde hayata geçirildiğini anlayabiliyoruz.

Adaysız, slogansız, programsız ve her şeyden önemlisi kendini anlatacak araçlardan yoksun muhalefet kısa bir süre içerisinde bu eksikleri gidermeye çalıştı. Kısmen de başarılı oldu. Hala bu yönde çalışmalar devam ediyor. Görseller değişiyor; yeni araçlar ortaya çıkıyor; mitingler yapılıyor ve adayların üzerine örtülmek istenen görünmezlik örtüsü bir şekilde yırtılmaya çalışılıyor. Fakat bir taraftan da tüm gücüne rağmen iktidarın da kafaca seçime hazır olmadığı ortada… Şimdiye kadar en büyük gücü hitabeti ve konuşmaları olan AKP Genel Başkanı arka arkaya büyük hatalar yaptı. Bunlardan bir tanesi de Türkiye’de sosyal medya tarihine geçebilecek bir kampanyaya dönüştü. Erdoğan yaptığı konuşmada “Milletimiz tamam derse kenara çekiliriz” dedi ve millet bu talebe ses verdi. Okumaya devam et

Seçimler yaklaşırken siyasal propaganda

images.jpgSam Amca’nın “Sizi istiyorum” diyen görüntüsü, Goebbels’in propaganda makinası, Sovyetler’in hala güncelliğini koruyan afişleri, Demokrat Parti’nin “Yeter Söz Milletindir” diyen eli, Karaoğlan’ın dağlara yazılan “Toprak işleyenin, su kullananın” sloganı, Mitterand’ın “Sakin Güç”ü, bir magazin figüründen neredeyse siyasi başarı çıkartacak olan Cem Uzan’ın kampanyası ve Obama’nın hem müziği hem de dansı değiştiren sosyal medya kampanyası…
 
Bunlar insanları bir konuya ikna etmek, bir konuda yüreklendirmek ya da fikirlerini değiştirmek için kullanılan başarılı propaganda örneklerinden sadece bir kaçı. Seçim hakkının olduğu ilk andan itibaren ortaya çıkan ve yine seçim hakkı var olduğu sürece de yeni yeni örneklerle genişleyecek olan bir alan siyasal propaganda. Tabii ki iyi örnekler genişlerken, kötü örnekler de artacak. Birileri kazanacak, birileri kaybedecek. Bazen de bu örnekler başarılı olduğu için insanlık kaybedecek. Fakat siyasal propaganda hep oldu ve hep olacak. Sadece biçim, araç ve platform değiştirecek.

Okumaya devam et

Sosyal medya seçim kazandırabilir mi Cambridge Analytica’ya göre EVET!

16539_sosyal-medya-secim-kazandirabilir-miBilim kurgu filmlerinin klişelerindendir… Bir laboratuvarda çalışan bilim insanı sonunda bir “şey” keşfeder. Bu keşfettiği şey insanlığın kaderini değiştirebilecek öneme sahiptir. Bilim insanımız çalışma notlarını aldığı defterine buluşunu anlattıktan sonra bir not düşer: Bu kötü niyetli insanların eline geçerse insanlığı yok edebilecek bir buluş! Ve tabii ki hikayenin devamında bu buluş kötü niyetli insanların eline düşer.

Magazinel olarak gündemimize giren Cambridge Analytica ve Facebook arasındaki 50 milyon hesap haberi de aslında bu bilim kurgu filminin bir sahnesi. Evet sadece bir sahnesi ve önemli bir sahnesi de değil. Okumaya devam et

İtalya Seçimleri: Popülist sağ haritayı tamamlıyor

Geçtiğimiz hafta sonu İtalya’da bir seçim gerçekleşti ve neredeyse Avrupa’nın her ülkesinde gerçekleşen seçimler sonrasında atılan manşetler bu seçimden sonra da atıldı:

  • Popülist sağ kazandı.
  • Merkez sağ erimesine rağmen hala oyunun içinde.
  • Merkez sol tamamen silindi.
  • En ama en önemlisi de radikal sağ partiler artık dalga geçilen minik partiler değil; iktidar ortağı olabilecek kadar güçlü partiler.

Okumaya devam et

Yine iyiyiz! Mini buzul çağı geliyor!

Küresel ısınmanın insan faaliyetleri kaynaklı olup olmadığı tartışması saygın bilim çevrelerinde geride kalmış olsa da; hala bunu ısınma döngüsünün bir doğal salınım sonucu olup olmadığı da düzenli olarak sorulan bir soru olarak karşımıza çıkıyor. Küresel ısınma magazini diye nitelendirebileceğimiz bu tartışma benzer tezlerle haberlere düşüyor.

Geçtiğimiz hafta da İngiliz Northumbria Üniversitesi kaynaklı bir haber dolaşıma girdi ve burada haberleştirildiğine göre Dünyamız önümüzdeki 30 yıl içinde ‘mini buzul çağına’ girebilir(miş). Yani küresel ısınma diyerek üzerinde tartışılan fenomen yerini doğal yollardan bir soğumaya bırakabilir(miş). Buna sebep olarak da bu bilim insanları Güneş’in elektromanyetik aktivitesinde yaşanan düşüşü gösteriyorlar(mış). Çünkü bu düşüş olursa Güneş’teki leke sayısını azaltacak(mış). Bu da Dünya’da hava sıcaklığının düşmesine yol açacak(mış). Okumaya devam et

Modern Çöller

Adına modern kentleşme dediğimiz olgu hiçbir şey başaramadıysa bir konuda çok başarılı oldu. Artık kimse çöl görmek için, coğrafya derslerinden alışık olduğumuz yerlere gitmek zorunda değil. Çölün ne olduğunu anlamak için; çölün doğa ile karşılıklı alışverişini anlamak için seyahat etmek zorunda değil modern insan. Çünkü insanlık binlerce yıllık geçmişinin onu getirdiği nokta itibariyle kendisine Modern çöller yarattı ve adına da kent dedi. Arada ufak bir fark vardı tabii ki. Artık kum dağlarıyla, çöl fırtınalarıyla değil; beton dağlarıyla, asfaltın kavuruculuğuyla karşı karşıyayız. Kumun yerini teknolojik işlemlerden geçen malzemeler aldı ama kentlerimizin doğa ile kurduğu ilişki ile gerçek bir çölün doğa ile kurduğu ilişki arasında bir fark yok. Çünkü kentlerimizde de doğal yaşam adına tek bir iz yok; doğal olanın kendine bir yaşam alanı açma şansı yok ya da bu çölün yaygınlaşması karşısında durma ihtimali yok. Çöl yayılıyor, yayılacak.  Okumaya devam et

Bir linç hikayesi: Kanal İstanbul

Linç: Birden çok kimsenin kendilerine göre suç olan bir davranışından ötürü birini, yasa dışı ve yargılamasız olarak öldürmesi.

Kanal İstanbul, “Çılgın Proje” olarak ortaya atıldığından beri kamuoyunun ezici çoğunluğunun merak ettiği tek konu vardı: Bu kanalın güzergâhı ne olacak? Çok az insan böyle bir projeye neden gerek duyulduğu üzerinde durdu. Daha az insan bu projenin hayata geçirilmesi halinde Karadeniz ve Marmara Denizi (Dolayısıyla da Ege Denizi) ekosisteminde nasıl bir değişikliğe yol açacağını konuştu. Ve tabii ki bu projeden doğrudan etkilenecek olan İstanbul’un proje bittikten sonra nasıl bir hal alacağı da konuşulanlar arasında son sıralardaydı. Okumaya devam et