Yerelin en küresel günleri

urban-people-696x451Dünya, yerel yönetimler alanında en küresel günlerini yaşıyor. Farklı kıtalarda, farklı ölçeklerde önemli toplantılar gerçekleşiyor ve her türlü paydaşla birlikte yerel yönetimlerin geleceği masaya yatırılıyor.

Kentlerin önemi malum… En basit ifadeyle çok büyük bir nüfus, çok ufak bir alanda yaşıyor. Yaşamak derken üretiyor, tüketiyor, kirletiyor, dönülmez şekilde dönüştürüyor. Bu toplantılarda kentlerin içerisinde olduğu kısırdöngüyü, kentleri ve kentsel yaşamı daha uzun süre var etmeye çalışarak aşmak ve bunu da Dünya’ya yük olmadan yapmaya çalışmanın yolları aranıyor. Çünkü Dünya’da ne olduğunun farkında olan herkes biliyor ki; biz şimdiye kadar alışa geldiğimiz yöntemlerimizle yaşamaya, kentleri de bu şekilde yaşatmaya çalışırsak pek fazla bir geleceğimiz yok. O yüzden değiştirmeliyiz. Sosyal olana, ekolojik olana ve ekonomik olana eğilmeli, yeni yöntemler geliştirmeliyiz. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Politik Yol yazıları

İklim için azaltım treni kaçtı, uyum ise kaçamaz!

Artık her ayın rutini haline geldi. Gazeteler belirli birkaç kelimeyi değiştirip neredeyse aynı haberi veriyorlar. Mayıs ayı gelmiş geçmiş en sıcak ay oldu! Haziran ayı gelmiş geçmiş en sıcak ay oldu! Temmuz, Ağustos… Bu rutinin arasında da hava olaylarından kaynaklı çeşitli “felaketlerin” haberleri giriyor. Döngü bu şekilde devam ediyor. Bu döngüyü yaratan insan. Milyarlarcası da kentlerde yaşıyor, iklim değişikliğini hem yaratıyor; hem de doğrudan onun etkileriyle karşı karşıya kalıyor. Mücadeleler de artık kent odaklı yaşanıyor. Hayat neredeyse, mücadelenin de odağı orası çünkü. Baştan bakarsak ikim değişikliği ile mücadelenin temel olarak dayandığı iki kavram var. Bir tanesi azaltım, diğeri ise uyum. Azaltımı en kabaca karbon salımlarının düşürülmesi olarak tanımlayabiliriz. İklim Zirveleri’nde, uluslararası anlaşmalarda kovalanan hep bu. Ülkeler ne kadar azaltım yapacaklarına yönelik taahhütlerini ortaya koyuyorlar, buna göre bir eylem planı ortaya çıkarmaya çalışıyorlar. Felsefi olduğu kadar kesin matematiksel hesaplamalara dayalı bir süreç.

Diğer kavram ise uyum. Aslına bakılırsa iklim değişikliği ile mücadelede uyum kavramının ortaya çıkması ve daha sonrasında da çalışmaların önemli bir bölümünün bu alana kaydırılması şimdiye kadar verilen mücadelenin bir yere kadar kaybedilmiş olduğunun kabulü anlamına gelmekte. Azaltım politikalarının yeteri kadar uygulanmaması ya da uygulananların yeteri kadar sonuç vermemesi insanları, kentleri iklim değişikliğine açık bir konuma sokmuş, iklim değişikliğinin etkilerini de insanlar için, kentler için çok önemli bir noktaya getirmiş durumda. Sadece 27 Ağustos günü Ankara’da olanlara bakmak bile geldiğimiz noktayı anlamak açısından yeterli olacaktır. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Yeşil Gazete yazıları

KHK nasıl bir terazidir?

Gece yatıldı, sabah kalkıldı ve ortada şöyle bir durum var. 2346’sı akademisyen, 40.000’in üzerinde kişi kamudan ihraç edildi. Bu demek oluyor ki bu 40.000’in üzerinde kişi artık;

yeni-khk-ler-yayinlandi-kamuda-dev-ihrac-dalgasi-181117-5* Görev yaptıkları teşkilatlara yeniden kabul edilmeyecekler
* Bir daha kamuda istihdam edilmeyecek ve doğrudan ya da dolaylı görevlendirilmeyecekler
* Silah ruhsatları ve pilot lisansları iptal edilecek
* Oturdukları kamu konutlarını ya da lojmanları 15 gün içinde tahliye edecekler
* Özel güvenlik şirketi kurucusu ortağı ya da çalışanı olamayacaklar
* Pasaportları iptal edilecek
Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Yeşil Gazete yazıları

2011’in Feto’su, 2016’nın FETÖ’sü

22 Nisan 2011, o zamanlar daha Yüksek Seçim Kurulu yeni yerine taşınmamış, eski sokak arası binasında hizmet veriyor. 12 Haziran seçimlerine 50 gün kalmış ve YSK, Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin seçimlere giremeyeceğine karar vermiş. Gerekçe eksik evrak ama bir iki adayın eksik evrakla başvurması gibi bir durum dahi olsa sonuçta seçime girmeye hak kazanmış bir parti söz konusu. ÖDP’liler de protesto ediyor durumu.

İşte tam 22 Nisan günü ben o protestonun ortasında kaldım. Sokağın ucunda ÖDP’liler, YSK’nın önünde polis. Benim de oradan geçmem gerekiyordu fakat polis gelip, üst sokaktan geçmemi istedi. Polis bu uyarıyı yaparken, ÖDP’liler slogan atmaya başlamıştı. “Feto’nun piçleri yıldıramaz bizleri!” Bu sloganın atılmasıyla birlikte polis gaz kullandı ve protesto şiddetle dağıtılmış oldu. Polis Fetullah Gülen’e dair bu slogana çok sert karşılık verdi.

odp546c40b3545e01a7by2011’in Feto’su 15 Temmuz 2016’da oldu FETÖ ve onunla alakalı olduğu iddia edilen savaş pilotları Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombaladı. 2011’de en ufak bir eleştirinin yoğun tepki aldığı, uğruna basılmamış kitap için medya merkezlerinin basıldığı kişi ve onun yapısı; 2016’da eleştirmeyenin cezalandırılacağı bir kişi halini aldı ve yine onunla ilgili olan kişiler yıllar önce basılan medya merkezini tekrar bastı. Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under Yeşil Gazete yazıları

Ülke yanarken vezir derdine düşmek

Severler… Sevdikleri için Osmanlı tarihinden başlayalım. 1876 Anayasası 29 yıl askıda bırakıldıktan sonra 24 Temmuz 1908’de İkinci Meşrutiyet ilan edilir. İkinci Meşrutiyet, 1920 yılında Vahdettin tarafından Meclis tasfiye edilinceye kadar yürürlükte kalır. Peki nedir en basit olarak İkinci Meşrutiyet? Padişahın yetkilerinin sembolik düzeye indirildiği, bir takım değişikliklerle bu toprakların ilk defa parlamenter sistemi yaşadığı bir dönemdir. Parlamentonun güçlendiği ve halkın iradesinin siyasi hayata yansıtılmaya çalışıldığı bir dönemdir. Döndük dolaştık, 1908’den 108 yıl sonra Anayasa’yı askıya alanların kahraman olduğu, “Padişahın” yetkilerinin olabildiğince arttırılmaya çalışıldığı ve parlamenter sistemin sembolikleştirilmeye çalışıldığı bir döneme geldik.

davutoglu-erdogan-binali-2108 yıl önce aştığımız bir noktaya geri döndük dönmesine de, bu kadar lüksümüz var mı? Ülke yanarken, hatta Dünya yanarken Türkiye şu anda bir sarayiçi iktidar mücadelesinden başka bir şey konuşamıyor; her konu mutlaka ve mutlaka bu iktidar mücadelesinin bir aracına dönüştürülüyor. 80 milyon kişinin kaderi, bu yönetememe fakat iktidar mücadelesinin gölgesinde idare etme haline teslim edilebilir mi? Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Yeşil Gazete yazıları

Güneş’in başka bir seçeneği var!

Neredeyse bundan dört yıl önce, 2012’nin Şubat Ayı’nın son günlerinde başlayan ve Ekim Ayı’na kadar süren ana teması “Sol Bir Ekoloji/Ekolojik Bir Sol” olan yazılar yazmıştım. Toplam dokuz yazının temeli olarak da ilk yazıdaki şu paragrafları alabilirim:

21. Yüzyıl için ortaya koymamız gereken alternatifin ne ve nasıl olması gerektiğini aslında bize yaşadığımız olgular sunuyor. Hayat bize ne yapmamız gerektiğini gösteriyor. Endüstriyalizmin kara trenine binmiş olan kapitalizme karşı, sol bir ekoloji!

Ne adalet anlayışından uzak kalmış, kapitalizmi yeşile boyamaya çalışan ya da onunla yeteri kadar hesaplaşmayan bir çevre hareketi; ne de endüstriyalizmin kara treninin lokomotifine geçilen, endüstriyalizmi kızıla boyamaya çalışan, bir endüstriyalist sol!

Aradan geçen süreye rağmen aynı fikirdeyim ve diyebilirim ki zaman bu fikrimi zihnimde güçlendirdi.

Küresel ısınmanın etkilerini arttırmasıyla, sonuçları daha da net bir şekilde ortaya çıktı, çıkıyor. Bu sonuçlar ortaya çıktıkça da her düşünce, her sınıf, her grup kendi bulunduğu yerden bu sonuçlara yanıtlar üretiyor. Görevde olan ya da eski CEO’ların arka arkaya küresel iklim değişikliği ile ilgili fikirler ortaya atmasının bir nedeni var. Kapitalizm de görüyor, değiştirmeye çalışıyor ve bu değişiklikten de olabildiğince karlı çıkmaya çalışıyor. Bunun için sol fikirlerle, antikapitalist fikirlerle güçlendirilmiş, bu gözlüğü takan bir ekoloji hareketinin gerekli olduğunu 2012 yılından daha da güçlü şekilde savunuyorum. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Yeşil Gazete yazıları, Yeşiller Partisi yazıları

Yeni politik başlığımız: Sığınmacıları kapsamak

Aslında bu yazıya 2015’in son günlerinde ortaya çıkan sığınmacılara çalışma izni verilmesi ile başlayacak, oradan çalışma izni ile başlayan sürecin gidebileceği noktalara değinerek artık Türkiye’de yaşayan sığınmacıların kalıcı olduklarını kabul edip hareket etmenin doğru olduğunu bunun getirilerini de ortaya koyarak bitirecektim. Yazının ana fikri de, “Kimse ülkesini isteyerek bırakmıyor, kimse de ülkesi huzurlu bir ortama kavuştuğunda ne kadar iyi politikalarla karşılaşırsa karşılaşsın (Türkiye bu iyi statüsüne girmiyor benim görüşüme göre) başka bir ülkede kalmaya devam etmek istemiyor. Fakat Türkiye’de bulunan sığınmacıların ülkelerinin ne zaman huzura kavuşacağı, huzura kavuştuktan sonra da ne zaman yaşamaya değer bir ülke olacağı yani temel insani gereklilikleri karşılayabilecek bir ülke olacağı belli değil. Eğer durum buysa milyonlarca insanın kalıcı olduğunu kabul edip ya da en azından varsayarak hareket etmek ve yerel yönetimlerden, muhalefet partilerine kadar bu insanlara ihtiyaç sahibi, karar süreçlerine katılan insanlar gözüyle bakmak gerekir.” olacaktı. Tabi bir de Türkiye’nin 3 milyar Avro karşılığında AB ile imzaladığı Geri Kabul Anlaşması var. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Yeşil Gazete yazıları