Yüzünü Batı’ya dönmüş kesimleri temsil etmek

Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasal ve toplumsal koşullar ne kadar sağlıklı anket yapmaya izin veriyor çok bilemiyorum. İnsanların işlerine ve özgürlüklerine pamuk ipliği ile bağlı olduğu günlerden geçiyoruz. Tüm bunlara rağmen işini yapmaya devam eden araştırma şirketleri de var. Bu şirketlerin yaptıkları araştırmalardan bir tanesi yeni yayınlandı. Konu Avrupa Birliği…

diken.com.tr ‘nin haberine göre anket ve sonuçları şu şekilde: “Habertürk ile ANDY-AR Araştırma’nın birlikte hazırladığı anket, 15-17 Kasım tarihleri arasında 26 ilde rastgele seçilen bin 516 kişiyle yapıldı.

* Katılımcıların yüzde 47,4’ü, AB-Türkiye müzakerelerinin durdurulmasını olumsuz bulurken, yüzde 44,3’ü olumlu karşılıyor.

* AKP’li seçmenin yüzde 58,6’sı, MHP’li seçmenin de yüzde 54,2’si bu durumu olumlu karşılıyor, CHP’lilerin yüzde 75,5’i, HDP’lilerin 81,9’u olumsuz karşılıyor.

* 35-44 yaş grubunun yüzde 53.9’u, 25-34 yaş grubunun da yüzde 48.2’si müzakerelerin durmasını olumlu karşılıyor, 44-54 yaş arasındakilerin yüzde 50,9, 55 yaş üstündekilerin de yüzde 54,1’i olumsuz karşılıyor.

* Kadınların yüzde 50,9’u olumsuz karşılıyor, erkeklerin de yüzde 49,7’si olumlu karşılıyor.

* Anketi cevaplayanların yüzde 75,3’ü, Türkiye’nin AB’den uzaklaştığını, yüzde 19,9’u da uzaklaşmadığını düşünüyor.

* CHP’lilerin yüzde 88’i, MHP’lilerin yüzde 79,6’sı, HDP’lilerin yüzde 78,7’si ve AKP’lilerin 70.3’ü Türkiye’nin AB’den uzaklaştığını ifade ediyor.” Okumaya devam et

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Yeşil Gazete yazıları

Trump’ın galibiyetini açıklamaya çalışmak

160302005451-trump-and-hillary-exlarge-169Türkiye için 9 Kasım sabahına gelinceye kadar, 2016 Amerika Birleşik Devletleri Başkanlık Seçimleri’ni Hillary Clinton’ın kazanacağından çoğu kişinin kuşkusu yoktu. Hem anketlerin seyri, hem diğer rakibin Donald Trump olması, hem de Demokratik Parti’nin oylarını bölüp, Cumhuriyetçi adayı öne çıkartabilecek bir üçüncü adayın olmaması gibi sebepler olası kuşkuları ortadan kaldırıyordu. Kimi yorumculara göre Clinton’un seçimi tarihi bir farkla kazanma ihtimali ile, Donald Trump’ın seçimi kıl payı kazanma ihtimali aynı oranda olasıydı. Yani tahminlerin merkezi Clinton’dan yana kaymıştı. Fakat ABD 8 Kasım’a uyurken, Türkiye 9 Kasım’a uyanırken ABD’nin 45. Başkanı Donald Trump oluverdi. Trump’ın gerekli delege sayısına ulaşmasından sonra toplam oyda Clinton rakibini geçmiş olsa da tüm temsili demokrasilerde olduğu gibi bu sonuç da bir “enteresanlık” olarak kaldı sadece.

Peki bu nasıl oldu? Trump açısından gelen bu zaferi açıklamaya çalışırsak neler söyleyebiliriz? Benim elimde üzerinde durmaya değer gördüğüm üç neden var. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Yeşil Gazete yazıları

Yerelin en küresel günleri

urban-people-696x451Dünya, yerel yönetimler alanında en küresel günlerini yaşıyor. Farklı kıtalarda, farklı ölçeklerde önemli toplantılar gerçekleşiyor ve her türlü paydaşla birlikte yerel yönetimlerin geleceği masaya yatırılıyor.

Kentlerin önemi malum… En basit ifadeyle çok büyük bir nüfus, çok ufak bir alanda yaşıyor. Yaşamak derken üretiyor, tüketiyor, kirletiyor, dönülmez şekilde dönüştürüyor. Bu toplantılarda kentlerin içerisinde olduğu kısırdöngüyü, kentleri ve kentsel yaşamı daha uzun süre var etmeye çalışarak aşmak ve bunu da Dünya’ya yük olmadan yapmaya çalışmanın yolları aranıyor. Çünkü Dünya’da ne olduğunun farkında olan herkes biliyor ki; biz şimdiye kadar alışa geldiğimiz yöntemlerimizle yaşamaya, kentleri de bu şekilde yaşatmaya çalışırsak pek fazla bir geleceğimiz yok. O yüzden değiştirmeliyiz. Sosyal olana, ekolojik olana ve ekonomik olana eğilmeli, yeni yöntemler geliştirmeliyiz. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Politik Yol yazıları

İklim için azaltım treni kaçtı, uyum ise kaçamaz!

Artık her ayın rutini haline geldi. Gazeteler belirli birkaç kelimeyi değiştirip neredeyse aynı haberi veriyorlar. Mayıs ayı gelmiş geçmiş en sıcak ay oldu! Haziran ayı gelmiş geçmiş en sıcak ay oldu! Temmuz, Ağustos… Bu rutinin arasında da hava olaylarından kaynaklı çeşitli “felaketlerin” haberleri giriyor. Döngü bu şekilde devam ediyor. Bu döngüyü yaratan insan. Milyarlarcası da kentlerde yaşıyor, iklim değişikliğini hem yaratıyor; hem de doğrudan onun etkileriyle karşı karşıya kalıyor. Mücadeleler de artık kent odaklı yaşanıyor. Hayat neredeyse, mücadelenin de odağı orası çünkü. Baştan bakarsak ikim değişikliği ile mücadelenin temel olarak dayandığı iki kavram var. Bir tanesi azaltım, diğeri ise uyum. Azaltımı en kabaca karbon salımlarının düşürülmesi olarak tanımlayabiliriz. İklim Zirveleri’nde, uluslararası anlaşmalarda kovalanan hep bu. Ülkeler ne kadar azaltım yapacaklarına yönelik taahhütlerini ortaya koyuyorlar, buna göre bir eylem planı ortaya çıkarmaya çalışıyorlar. Felsefi olduğu kadar kesin matematiksel hesaplamalara dayalı bir süreç.

Diğer kavram ise uyum. Aslına bakılırsa iklim değişikliği ile mücadelede uyum kavramının ortaya çıkması ve daha sonrasında da çalışmaların önemli bir bölümünün bu alana kaydırılması şimdiye kadar verilen mücadelenin bir yere kadar kaybedilmiş olduğunun kabulü anlamına gelmekte. Azaltım politikalarının yeteri kadar uygulanmaması ya da uygulananların yeteri kadar sonuç vermemesi insanları, kentleri iklim değişikliğine açık bir konuma sokmuş, iklim değişikliğinin etkilerini de insanlar için, kentler için çok önemli bir noktaya getirmiş durumda. Sadece 27 Ağustos günü Ankara’da olanlara bakmak bile geldiğimiz noktayı anlamak açısından yeterli olacaktır. Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Yeşil Gazete yazıları

KHK nasıl bir terazidir?

Gece yatıldı, sabah kalkıldı ve ortada şöyle bir durum var. 2346’sı akademisyen, 40.000’in üzerinde kişi kamudan ihraç edildi. Bu demek oluyor ki bu 40.000’in üzerinde kişi artık;

yeni-khk-ler-yayinlandi-kamuda-dev-ihrac-dalgasi-181117-5* Görev yaptıkları teşkilatlara yeniden kabul edilmeyecekler
* Bir daha kamuda istihdam edilmeyecek ve doğrudan ya da dolaylı görevlendirilmeyecekler
* Silah ruhsatları ve pilot lisansları iptal edilecek
* Oturdukları kamu konutlarını ya da lojmanları 15 gün içinde tahliye edecekler
* Özel güvenlik şirketi kurucusu ortağı ya da çalışanı olamayacaklar
* Pasaportları iptal edilecek
Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Yeşil Gazete yazıları

2011’in Feto’su, 2016’nın FETÖ’sü

22 Nisan 2011, o zamanlar daha Yüksek Seçim Kurulu yeni yerine taşınmamış, eski sokak arası binasında hizmet veriyor. 12 Haziran seçimlerine 50 gün kalmış ve YSK, Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin seçimlere giremeyeceğine karar vermiş. Gerekçe eksik evrak ama bir iki adayın eksik evrakla başvurması gibi bir durum dahi olsa sonuçta seçime girmeye hak kazanmış bir parti söz konusu. ÖDP’liler de protesto ediyor durumu.

İşte tam 22 Nisan günü ben o protestonun ortasında kaldım. Sokağın ucunda ÖDP’liler, YSK’nın önünde polis. Benim de oradan geçmem gerekiyordu fakat polis gelip, üst sokaktan geçmemi istedi. Polis bu uyarıyı yaparken, ÖDP’liler slogan atmaya başlamıştı. “Feto’nun piçleri yıldıramaz bizleri!” Bu sloganın atılmasıyla birlikte polis gaz kullandı ve protesto şiddetle dağıtılmış oldu. Polis Fetullah Gülen’e dair bu slogana çok sert karşılık verdi.

odp546c40b3545e01a7by2011’in Feto’su 15 Temmuz 2016’da oldu FETÖ ve onunla alakalı olduğu iddia edilen savaş pilotları Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombaladı. 2011’de en ufak bir eleştirinin yoğun tepki aldığı, uğruna basılmamış kitap için medya merkezlerinin basıldığı kişi ve onun yapısı; 2016’da eleştirmeyenin cezalandırılacağı bir kişi halini aldı ve yine onunla ilgili olan kişiler yıllar önce basılan medya merkezini tekrar bastı. Okumaya devam et

1 Yorum

Filed under Yeşil Gazete yazıları

Ülke yanarken vezir derdine düşmek

Severler… Sevdikleri için Osmanlı tarihinden başlayalım. 1876 Anayasası 29 yıl askıda bırakıldıktan sonra 24 Temmuz 1908’de İkinci Meşrutiyet ilan edilir. İkinci Meşrutiyet, 1920 yılında Vahdettin tarafından Meclis tasfiye edilinceye kadar yürürlükte kalır. Peki nedir en basit olarak İkinci Meşrutiyet? Padişahın yetkilerinin sembolik düzeye indirildiği, bir takım değişikliklerle bu toprakların ilk defa parlamenter sistemi yaşadığı bir dönemdir. Parlamentonun güçlendiği ve halkın iradesinin siyasi hayata yansıtılmaya çalışıldığı bir dönemdir. Döndük dolaştık, 1908’den 108 yıl sonra Anayasa’yı askıya alanların kahraman olduğu, “Padişahın” yetkilerinin olabildiğince arttırılmaya çalışıldığı ve parlamenter sistemin sembolikleştirilmeye çalışıldığı bir döneme geldik.

davutoglu-erdogan-binali-2108 yıl önce aştığımız bir noktaya geri döndük dönmesine de, bu kadar lüksümüz var mı? Ülke yanarken, hatta Dünya yanarken Türkiye şu anda bir sarayiçi iktidar mücadelesinden başka bir şey konuşamıyor; her konu mutlaka ve mutlaka bu iktidar mücadelesinin bir aracına dönüştürülüyor. 80 milyon kişinin kaderi, bu yönetememe fakat iktidar mücadelesinin gölgesinde idare etme haline teslim edilebilir mi? Okumaya devam et

Yorum bırakın

Filed under Yeşil Gazete yazıları