Davalar, benzerlikler ve hukuksuzluk

Türkiye’de medyaya uzun süre konu olacak kadar geniş kesimleri ilgilendiren davalar artık başından sonuna bir olgu haline geldi. Belirli prosedürleri izliyor sanki bu davalar. Tüm davaları inceleyip, bakınca belirli benzerlikler kendisini gösteriyor.

Başlangıç olarak konu ilk önce ortaya atılıyor ve altı yavaş yavaş doldurulmaya başlanıyor. Bu noktada, daha ne oluyor, nedir acaba derken karşımıza büyük bir medya yönlendirmesi çıkıyor. “Bilgi”, “belge”, “delil” bombardımanı altında bir başlangıç yapılıyor. Bu başlangıcın etkisiyle de kamuoyu bu konuyu tartışmaya başlıyor, saflar, sonra çok değişecek de olsa, belirginleşiyor. Denklemin içine siyasetin girmesi de, doğruyu yanlışı bir tarafa itip, safları siyasi görüşe göre de şekillendirebiliyor. Ne olursa olsun burada yönlendirme başarılı oluyor. Okumaya devam et “Davalar, benzerlikler ve hukuksuzluk”

İnternet sanalsa da, yasaklar gerçek: Ne yapmalı?

Bir önceki yazıda kısmen bu filter olayının son halkası olduğu interneti sansürleme girişimine girmiştim. (Sansürün adı filtreleme olmuş: Tek tiplik filitre!) Bu yazının konusu ise, neler yapılabilir.

İki gün içerisinde bile çok gelişme oldu. Örneğin bu sansürü yapmak üzere kurulmuş kurulun başkanı çıktı ve “sansürü 22 Ağustos’tan önce konuşmak siyasidir” dedi. Ne demek bu? Hele bir sansürleyelim de o zaman konuşursunuz demek. Daha, “kısmen özgürken” ne ses çıkartıyorsunuz demek. Bizim dünya görüşümüzü, seçimler öncesinde neden açık ediyorsunuz demek. Okumaya devam et “İnternet sanalsa da, yasaklar gerçek: Ne yapmalı?”

Herkesin dinlendiği Türkiye’de YGS’ye girerken Ahmet Şık okumak*

Geçen hafta öğrendik ki,  tüm Türkiye dinleniyormuş. Gazeteci Hrant Dink suikasti davasında ifade veren Emniyet Başmüfettişi Levent Yarımel, Türkiye’de kullanılan bütün telefonlara ait görüşmelerin kayıt altında olduğunu açıkladı. Çok açık ve net. Bütün telefon görüşmeleri kayıt altında. Peki neden ifade vermiş Levent Yarımel? Çünkü Dink suikastinde kayıtların değiştirilip, silinmesi yönünde şüpheler var. Demek ki, herkes dinlenebilir, her şey kayıt altında tutulabilir ama gerektiğinde de silinip, değiştirilebilir. Zaten kayıt altına almak ya da almamak ölümü engelleyebilmiş mi? Hayır! Adalet işte! Okumaya devam et “Herkesin dinlendiği Türkiye’de YGS’ye girerken Ahmet Şık okumak*”

Unutulmayacak 31 Mart!

Büyük bir coşku duyuyorum. Çok büyük bir coşku. Şu anda binlerce insan bir kitabı indiriyor, binlerce insan bir kitabı paylaşıyor. Beklenilen gerçekleşti ve bir kitabın yasaklanmasının önüne geçildi. Ne demişti, Aydın Engin, Yeşil Gazete’de gerçekleşen röportajının sonunda? “Kâğıda basılı olarak okura ulaşmasının önünde artık sağlam ve güçlü bir engel var. Ama hiç bir engel tanımayan mecralar da var. Bakarsınız bir hünerli demokrat çıkar ve…” Okumaya devam et “Unutulmayacak 31 Mart!”

Ahmet Şık’ın hafızasını nasıl sileceksiniz?

Tarihsel bir olay yaşıyoruz. Başka nasıl anlatılır bilmiyorum ama ilerde herkesin birbirine anlatacağı, “2011 Mart’ında Türkiye’de bu olmuştu!” diyeceği bir anı yaşıyoruz. Bir kitap var. Olduğu söyleniyor. Adı “İmamın Ordusu”. Henüz basılmadı, kitapçılarda yok. Basılmaması isteniyor zaten. Kim dokunduysa bu kitaba evine baskın düzenleniyor. Kopyaları alınıyor, kalanlar siliniyor. Siliniyor kısmı işin kibarcası aslında. Doğrusu şu: Kitabın kalan kısımları İMHA ediliyor. Yakamıyorlar çünkü dijital. Onlar da tamamen siliyorlar. Hesap aynı hesap! Okumaya devam et “Ahmet Şık’ın hafızasını nasıl sileceksiniz?”