Seçme seçilme hakkı ve bağımsız adaylar

12 Haziran 2011’de seçimler var. İki buçuk ay kadar bir süre kaldı yani seçime. Medyanın ilgilendiği partilerin aday adayı süreci tamamlandı. Şimdilik daha çok ya politik dedikodu değeri olan kişileri ya da düpedüz magazin değeri olan kişileri görüyoruz, duyuyoruz. Aslında ne kadar magazin ismi meclise girerse, varolan tek adamlık kültürünün devam edeceğini öngörebiliriz. Kibarlık yapmaya gerek var mı bilmiyorum ama siyasette ve ülke sorunlarına uzaktan yakından dokunmayan insanlar sadece isimleri, o da başka konularda kazandıkları ünden, halk tarafından seviliyor diye aday gösteriliyor, gösterilecek. Onlara oy verecek insanlar. O çok sevgili kişiler de meclise girecek ve büyük bir kol mesaisine başlayacaklar. Kaldır kolları, indir kolları. Tek adam ne derse, onun dediğini yap.

Dört parti ile ilgileniyor medya. Bunun dışında bir çok parti de seçime girecek ama figüran olarak. Nedeni açık: Baraj. Baraj hem bu partilere oy verecek insanları, oylarının değeri olsun diye başka partilere yönlendirirken, hem de idealist bir şekilde bu partilere oy verenlerin oylarını da, fikirlerinden çok uzakta olan partilerin hanesine yazdırabiliyor. Sosyalist düşüncelere sahip bir kişi bu nedenle oyunu CHP’ye veriyor; belki BBP’ye oy verecek bir kişi gidip AKP’ye oy verebiliyor. AKP’nin ilk iktidar dönemi, bu baraj sisteminin “kusursuz” çalıştığı bir dönem olmuştu. %34 oy ile, %66’lık bir çoğunluğa, dolayısıyla da AKP gibi düşünmeyen %22’nin oyuna da sahip olmuştu iktidar partisi. %22 olmasa bile, %2 oya el koyma ihtimali bile iktidar partilerinin işine geleceği için, baraj en çok sevilen yasaklarımızdan, hak engellerinden bir tanesi. Kısaca, seçme özgürlüğünün durumu bu. Daha, parti içi aday belirleme süreçlerine, bir listenin tümüne oy verme gibi bu özgürlüğe zarar veren noktalara değinmeden bile durumun ne kadar vahim olduğunu görmem mümkün.

Bir de tabi seçilme özgürlüğü var. Seçme ile bağlantılı. Bir kere barajı geçen bir partiden aday olmanız gerek ki, insanlar sizin mecliste olmanıza oy vermiş olabilsinler. Diyelim ki, öyle yapmayacaksınız, geçen seçimde bir çok kişinin yaptığı gibi bağımsız aday olacaksınız. Orada karşınıza başka bir baraj çıkıyor: Yüksek Seçim Kurulu! 2011 seçimleri için, bağımsız adayların yatırması gereken emanet paranın miktarı: 7.734 lira. Eski parayla ve yazıyla yedi buçuk milyar liranın da üstünde. Hadi bakalım aday olun! Bu paranın, Sakarya’dan aday olacağı söylenen Cem Uzan’a pek koymayacağı açık. Bağımsız adaylarla seçime girecek olan Barış ve Demokrasi Partisi adaylarını da çok etkileyeceğini sanmıyorum. Bir şekilde örgütlü bir yapı ve bu paralar oradan çıkacaktır. Tabii her ilde aday gösterilmesinin önünde engel olur bu durum. Sadece kazanabilecek yerlerden aday gösterilmesi gibi bir durum yaratabilir. Zaten esas olarak da BDP’yi biraz törpülemek için bu meblanın bu kadar yüksek tutulduğu pek gizli değil. Aynı baraj gibi.

Bu para üzerinde biraz daha oynanamız gerekiyor. Çünkü daha iyi anlamak için karşılaştırma yapmamız gerekiyor. Çünkü siz böyle bir meblayı ortaya koyduğunuzda ülkenin çok büyük bir kısmının seçilme hakkını elinden alıyorsunuz. Bir kere, seçilme yaşını 25’e indirmeniz hiçbir anlam ifade etmiyor. Bu ülkede kaç 25 yaşında kişi, seçime girmek gibi çok maliyetli bir işin daha başlangıcında böyle bir parayı verebilir? Demek ki bunu bir kere geçmek gerekiyor. Sonrasında, asgari ücretin net, 570 liradır. Bir yıldan fazla hiç para harcamadan para biriktirirse bir asgari ücretli, seçime girmek ve barajı bağımsız şekilde geçebilmek için gereken emanet parayı elde ediyor. O zaman onların da elinden seçilme hakkı alınıyor. TÜİK’in istatistiklerine göre, Türkiye’nin bir çok bölgesinde yıllık gelir, bu paranın altında. Bir kaç bölgesinde ise üzerinde. Yani eşitsizlik, burada da var. Ülkenin yönetimine, ülkenin bir bölümünü daha baştan katmıyorsunuz. Örnekler çoğaltılabilir. Fakat aksi bir örnek verilemez. Durum çok açık.

Bir de bu iki hakkı tam ortadan kesen seçimlere parti olarak girebilmenin şartları var. Örgütlenme zorunluluğu. İllerin yarısında örgütlenecek bir parti, o illerde de en az üç ilçe örgütü olacak ki seçime girmeye hak kazanacak. Bunun sonrasında da topladığı oyları büyük partiler kapacak, seçmeni oyları boşa gitmesin diye büyük partilere oy verecek. Hem seçme hakkını, hem de seçilme hakkını zedeleyen bir şart daha.

Sonuç olarak, iki buçuk ay sonra Türkiye bir seçime gidecek. Seçme ve seçilme özgürlüğü kağıt üzerinde var. Fakat gerçekte ne seçme hakkı tam, ne de seçilme hakkı tam. Medyanın gördüğünün dışına çıkmak, hakim olan dört görüşün dışında bir ses ortaya koymak mümkün değil bu özgürlük ortamında.

Reklamlar

3 Yorum

Filed under Yazılar

3 responses to “Seçme seçilme hakkı ve bağımsız adaylar

  1. kemal isiktas

    Merhaba
    iletinizi kuyerelde okudum
    ufak bir ayrinti disinda tumuyle katiliyorum
    katilmadigim dusuncenizi asagiya alintiliyorum
    selamlarimla
    “..Bağımsız adaylarla seçime girecek olan Barış ve Demokrasi Partisi adaylarını da çok etkileyeceğini sanmıyorum..”

  2. Geri bildirim: Haftanın tortusu | Koray Doğan Urbarlı

  3. Geri bildirim: Haftanın tortusu | Yeşil Gazete

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s