Kategori arşivi: Yeşil Gazete yazıları

Dünyayı saran Yeşil Dalga Türkiye’ye ulaşır mı?

‘Bir çağ başlıyor. Türkiye bu çağın bir parçası olacak mı olamayacak mı göreceğiz, ama Yeşiller Meclisi sizi tarihin doğru tarafında olmaya davet ediyor.’

Sokaklar doluyor; çocukların çağrılarına büyükler karşılık veriyor. Mücadele nesiller arası özelliğe bürünüyor. Milyonlar yürüyor. Rakamlar öyle umut verici ki bazı ülkelerde nüfusun %4’ü, %5’i sokağa çıkıyor. Tüm sokakların isteği, dili aynı: İklim krizi durdurulsun! Hemen ve radikal bir şekilde adımlar atılmaya başlansın!

Sokakları bu yeşil dalga sararken bir yandan da seçimlerde önemli sonuçlar alınıyor. 29 Eylül’de gerçekleşen Avusturya seçimlerine bakalım örneğin. Avusturya, Avrupa politikasında çok büyük söze sahip olan bir ülke olmasa da politik açından bir laboratuvar denilebilir. Şimdi herkesin adını anmadan siyaset konuşamadığı popülist hareketler ilk defa orada iktidara gelmişti. 1999’daki seçimde iktidara ortak olan Özgürlükçü Parti (FPÖ) ve popüler Genel Başkanı Jörg Haider’i hatırlayanlar olacaktır. Özellikle Haider’in AB’nin baskısıyla hükümetten ayrılmak zorunda kalışı ve bundan dokuz sene sonra yeni partisiyle siyasette yükselirken bir trafik kazası ile hayatını kaybetmesi, popülist siyasete kafa yoranların mutlaka ilgilendikleri bir nokta. Okumaya devam et

Reklamlar

Belediyeciliği ‘Yeşil’lendirmek: Uyum (3/3)

Artık azaltım çalışmasının tek başına yeteceği bir düzeyde değiliz. Geleceğimiz için, bir geleceğimiz olması için!, azaltmamız gerekiyor.

Ankara’da geride bıraktığımız yaz da artık alışılagelmiş hale geldiği gibi yoğun yağmurlarla ve ardından gelen rutin sellerle geçti. Hem boyut olarak İstanbul’un yaşadıklarının gerisinde kalması sebebiyle hem de Melih Gökçek döneminin artık geride kalması sebebiyle çok medyada kendisine yer bulamadı bu yağmurlar ve sonrasında yaşananlar. Fakat yaşananlar artık rutin hale geldi. Beklenmedik bir anda kapanan hava, ani ve güçlü bir yağmur ile şehrin sistemini zorlayan kısa süreli geçişler… Okumaya devam et

Belediyeciliği Yeşil’lendirmek: Azaltım (2/3)

Türkiye’nin gündemi ne yazık ki Dünya’nın gündeminden farklı bir şekilde seyrediyor. Bu yerel yönetimler alanında da böyle. Şu anda elimizde bir İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Ekrem İmamoğlu Olayı var mesela. Bugün 26 Nisan. Türkiye nüfusunun beşte birinin yaşadığı bir şehrin seçim sonuçları hala kesinleşmedi. Bunu olumsuzluklar tarafına koyalım. Olumlu tarafa da şeffaflık için İBB Meclis Toplantıları’nın canlı yayınlanmasını koyalım. Büyük ihtimalle bir Fransız’a ya da bir Alman’a söylediğinizde bir şey ifade etmeyecek bu durum, bizim için çok yeni ve ilgi çekici. “Neler, neler dönmüş!” ancak öğreniyoruz. Türkiye’nin gelişme ekseni çok geniş, dönme hızı çok yavaş. Günümüze ulaşması için çok zaman var.

Fakat günümüz bir taraftan da yaşanıyor. Ondan kaçamayız. Matbaa ülkeye geç girdi diye, matbaanın olmadığı dönemde kitaplar yokmuş, kitapların etkisi yokmuş gibi davranabilir miydik? Şu anda da aynı durumu yaşıyoruz. Biz, kendilerine muhafazakâr diyenleri çocuk istismarının, hırsızlığın, uyuşturucunun kötü bir şey olduğuna ikna etmeye çalışırken binlerce çocuk her cuma okula gitmiyor mesela. Okul yerine ülkenin ve kentin yönetim binalarının önlerine gidip, yöneticileri iklim değişikliği konusunda hemen harekete geçmeye çağırıyorlar. Sokaklar dolup taşıyor. “Madem iklim değişikliği yüzünden bir geleceğimiz olmayacak; o zaman okula gitmeye de gerek yok! Okula gitmemizi istiyorsanız bize geleceğimizi verin!” isyanıyla yapılan boykot her hafta büyüyor. Yayılıyor. Çünkü çağdaş dünyanın en önemli gündemlerinden biri iklim değişikliği… Bizim gündemimizde ise kayyumla belediyelere el koyanların günde 2.000 liralık fındık fıstığı nasıl yedikleri ve o banyolara neden ihtiyaç duydukları ön sıralardaki yerini koruyor. Okumaya devam et

Belediyeciliği Yeşil’lendirmek (1/3)

En sonunda seçim süreci tamamlandı. 90 gün propaganda 20 gün sayım ile tamamlandık bu dönemi. Şimdi sıra esas konuya geldi: Kentleri nasıl yöneteceğiz? Seçim öncesi adayların dağıttıkları kitapçıklara, attıkları tweetlere baktığımızda hemen hemen aynı şeyleri söylediklerini gördük. Adayın/partinin ismini ya da logosunu kapattığımızda bazı vaatlerin hangi parti tarafından dile getirildiğini anlamak artık çok güç. Bunun iki sebebi var. Bunlardan ilki neredeyse tüm adaylar “Catch’m All” yani “Herkesi yakala” partisinin üyesi olmuş durumdalar. Geldikleri siyasi düşüncenin, tabii eğer varsa, hayattaki getirileri üzerine düşünmek yerine; tüm siyasi düşüncelere hitap etme istekleri ağır basmış durumda. İkinci neden de biraz bununla bağlantılı. Adaylar ya da ekipleri oturup akıllarına gelen en güzel vaatleri yazmayı bir siyaset yapma biçimi olarak seçmiş durumdalar. Seçilemezlerse “Bu mükemmel programa rağmen” seçilememiş olacaklardı; seçilirlerse de “beş yıl sonra kim neyi hatırlayacak?” ilkesinin geçerliliğine güvenerek hareket edeceklerdi. Okumaya devam et

Partilerin hedeflerine göre seçimi kim kazandı?

31 Mart’tan beri yaşananlara, bize ve kırık dökük demokrasimize yaşatılanlara bakıp normal bir seçim analizi yazmanın doğru olmadığını biliyorum. Öte yandan en basit demokrasi kuralını dâhi hiçe saymayı kendilerine hak görenlerin değirmenine su taşımamak gerekir. Çünkü en büyük güçleri bizim beynimize düşürdükleri gölgeleri. Gölgeleri uzun; çünkü güneşleri batıyor. Battığını da 31 Mart’tan görüyoruz. Artık üreten, tüketen, ülkenin motoru konumunda olan halk onları istemiyor.

Seçimleri değerlendirmek için farklı bir parametre kullanalım. Herkes sonuçlara bakıyor ve bir çıkarımda bulunmaya çalışıyor. Sonuçlara değil de hedeflere bakalım. Çünkü resmi altyapısı, yerel seçimlerde yasada yeri olmayan ittifak sistemi ve karma karışık adaylık yapısıyla her parti biraz rakamlarla oynayarak kendisini bu seçimden galip çıkartabilir. Biraz istatistik, biraz matematik ve biraz da politik kıvraklık buna yeter. Fakat hedeflere bakmak bizi bu hokus-pokustan uzak tutacaktır. Hedefler, kontrol edilebilir halde arşivde duruyor. O zaman bakalım.

Okumaya devam et

Seçimler yaklaşırken herkes yeşil, herkes ideal

Bugünlerin kıymetini bilin. Seçime yakın günler. 50 gün daha herkes ağzından güzel cümleleri düşürmeyecek. Sonra bu 50 günün gelmesi için 5 yıl bekleyeceğiz. Bunlar o günler: Herkesin Yeşil, herkesin ideal olduğu günler.

31 Mart 2019’da yapılacak yerel seçime neredeyse 50 gün kaldı. Adaylar belli oldu. Görünen o ki bu seçime ikili aday yarışlarıyla gidiyoruz. Bir kaç şehir dışında şu anda kazanma ihtimali gözüken üçüncü adayın olduğu yer yok. Partiler şehir şehir, ilçe ilçe bölüşüp ittifaklara yönelmiş durumdalar. Seçmenlere de pek alternatif sunmadan, iki ittifak arasında tercih yapmaları dayatıldı. Okumaya devam et

Yeşil Adaylar

Filozoflar bugüne kadar Dünya’yı sadece çeşitli biçimlerde 

yorumlamakla yetindiler; 

oysa önemli olan onu değiştirmekti.

Karl Marx

Türkiye’de Yeşil Hareket’in ayak bastığı ve doğal olarak da basması gereken sosyolojik taban, kentlilerdir. Kırsal bölgelerde bu hareketin takipçisi olanlarların da genelde “kentten bir kaçış” sonucu orada olduklarını görürüz. Bu sosyolojik tabanın, siyasal olarak kendisine temsilci olarak seçtiği iki parti var: CHP ve HDP. Yani, Yeşil Hareket’e katılabilecek, oy verebilecek ya da en azından sempati duyabilecek kesimlerin siyasal olarak tercih ettikleri iki parti bunlardır.


Kötü aday seçimleri ile gelen umutsuzluk

Mart 2019 Yerel Seçimleri’ne bugünden ve bu tabanın gözüyle baktığımızda bir karmaşanın hâkim olduğunu görmek mümkün. CHP açısından 24 Haziran 2018’den gelen; HDP için ise çok daha öncesinde başlayan bir karmaşa bugün seçmenlerin oy verme davranışlarını etkiler hale gelmiş durumda. Şimdiye kadar partilerine oy veren ve “o parti dışındakilere oy vermeyi AKP’ye oy vermek” olan gören seçmenlerin önemli bir bölümü sandığa gitmemeyi düşünüyor. Yılların umut ve adanmışlığı yerini umutsuz bir yılgınlığa bırakmış durumda. Okumaya devam et