Kategori arşivi: Yeşil Gazete yazıları

Belediyeciliği Yeşil’lendirmek: Azaltım (2/3)

Türkiye’nin gündemi ne yazık ki Dünya’nın gündeminden farklı bir şekilde seyrediyor. Bu yerel yönetimler alanında da böyle. Şu anda elimizde bir İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Ekrem İmamoğlu Olayı var mesela. Bugün 26 Nisan. Türkiye nüfusunun beşte birinin yaşadığı bir şehrin seçim sonuçları hala kesinleşmedi. Bunu olumsuzluklar tarafına koyalım. Olumlu tarafa da şeffaflık için İBB Meclis Toplantıları’nın canlı yayınlanmasını koyalım. Büyük ihtimalle bir Fransız’a ya da bir Alman’a söylediğinizde bir şey ifade etmeyecek bu durum, bizim için çok yeni ve ilgi çekici. “Neler, neler dönmüş!” ancak öğreniyoruz. Türkiye’nin gelişme ekseni çok geniş, dönme hızı çok yavaş. Günümüze ulaşması için çok zaman var.

Fakat günümüz bir taraftan da yaşanıyor. Ondan kaçamayız. Matbaa ülkeye geç girdi diye, matbaanın olmadığı dönemde kitaplar yokmuş, kitapların etkisi yokmuş gibi davranabilir miydik? Şu anda da aynı durumu yaşıyoruz. Biz, kendilerine muhafazakâr diyenleri çocuk istismarının, hırsızlığın, uyuşturucunun kötü bir şey olduğuna ikna etmeye çalışırken binlerce çocuk her cuma okula gitmiyor mesela. Okul yerine ülkenin ve kentin yönetim binalarının önlerine gidip, yöneticileri iklim değişikliği konusunda hemen harekete geçmeye çağırıyorlar. Sokaklar dolup taşıyor. “Madem iklim değişikliği yüzünden bir geleceğimiz olmayacak; o zaman okula gitmeye de gerek yok! Okula gitmemizi istiyorsanız bize geleceğimizi verin!” isyanıyla yapılan boykot her hafta büyüyor. Yayılıyor. Çünkü çağdaş dünyanın en önemli gündemlerinden biri iklim değişikliği… Bizim gündemimizde ise kayyumla belediyelere el koyanların günde 2.000 liralık fındık fıstığı nasıl yedikleri ve o banyolara neden ihtiyaç duydukları ön sıralardaki yerini koruyor. Okumaya devam et

Reklamlar

Belediyeciliği Yeşil’lendirmek (1/3)

En sonunda seçim süreci tamamlandı. 90 gün propaganda 20 gün sayım ile tamamlandık bu dönemi. Şimdi sıra esas konuya geldi: Kentleri nasıl yöneteceğiz? Seçim öncesi adayların dağıttıkları kitapçıklara, attıkları tweetlere baktığımızda hemen hemen aynı şeyleri söylediklerini gördük. Adayın/partinin ismini ya da logosunu kapattığımızda bazı vaatlerin hangi parti tarafından dile getirildiğini anlamak artık çok güç. Bunun iki sebebi var. Bunlardan ilki neredeyse tüm adaylar “Catch’m All” yani “Herkesi yakala” partisinin üyesi olmuş durumdalar. Geldikleri siyasi düşüncenin, tabii eğer varsa, hayattaki getirileri üzerine düşünmek yerine; tüm siyasi düşüncelere hitap etme istekleri ağır basmış durumda. İkinci neden de biraz bununla bağlantılı. Adaylar ya da ekipleri oturup akıllarına gelen en güzel vaatleri yazmayı bir siyaset yapma biçimi olarak seçmiş durumdalar. Seçilemezlerse “Bu mükemmel programa rağmen” seçilememiş olacaklardı; seçilirlerse de “beş yıl sonra kim neyi hatırlayacak?” ilkesinin geçerliliğine güvenerek hareket edeceklerdi. Okumaya devam et

Partilerin hedeflerine göre seçimi kim kazandı?

31 Mart’tan beri yaşananlara, bize ve kırık dökük demokrasimize yaşatılanlara bakıp normal bir seçim analizi yazmanın doğru olmadığını biliyorum. Öte yandan en basit demokrasi kuralını dâhi hiçe saymayı kendilerine hak görenlerin değirmenine su taşımamak gerekir. Çünkü en büyük güçleri bizim beynimize düşürdükleri gölgeleri. Gölgeleri uzun; çünkü güneşleri batıyor. Battığını da 31 Mart’tan görüyoruz. Artık üreten, tüketen, ülkenin motoru konumunda olan halk onları istemiyor.

Seçimleri değerlendirmek için farklı bir parametre kullanalım. Herkes sonuçlara bakıyor ve bir çıkarımda bulunmaya çalışıyor. Sonuçlara değil de hedeflere bakalım. Çünkü resmi altyapısı, yerel seçimlerde yasada yeri olmayan ittifak sistemi ve karma karışık adaylık yapısıyla her parti biraz rakamlarla oynayarak kendisini bu seçimden galip çıkartabilir. Biraz istatistik, biraz matematik ve biraz da politik kıvraklık buna yeter. Fakat hedeflere bakmak bizi bu hokus-pokustan uzak tutacaktır. Hedefler, kontrol edilebilir halde arşivde duruyor. O zaman bakalım.

Okumaya devam et

Seçimler yaklaşırken herkes yeşil, herkes ideal

Bugünlerin kıymetini bilin. Seçime yakın günler. 50 gün daha herkes ağzından güzel cümleleri düşürmeyecek. Sonra bu 50 günün gelmesi için 5 yıl bekleyeceğiz. Bunlar o günler: Herkesin Yeşil, herkesin ideal olduğu günler.

31 Mart 2019’da yapılacak yerel seçime neredeyse 50 gün kaldı. Adaylar belli oldu. Görünen o ki bu seçime ikili aday yarışlarıyla gidiyoruz. Bir kaç şehir dışında şu anda kazanma ihtimali gözüken üçüncü adayın olduğu yer yok. Partiler şehir şehir, ilçe ilçe bölüşüp ittifaklara yönelmiş durumdalar. Seçmenlere de pek alternatif sunmadan, iki ittifak arasında tercih yapmaları dayatıldı. Okumaya devam et

Yeşil Adaylar

Filozoflar bugüne kadar Dünya’yı sadece çeşitli biçimlerde 

yorumlamakla yetindiler; 

oysa önemli olan onu değiştirmekti.

Karl Marx

Türkiye’de Yeşil Hareket’in ayak bastığı ve doğal olarak da basması gereken sosyolojik taban, kentlilerdir. Kırsal bölgelerde bu hareketin takipçisi olanlarların da genelde “kentten bir kaçış” sonucu orada olduklarını görürüz. Bu sosyolojik tabanın, siyasal olarak kendisine temsilci olarak seçtiği iki parti var: CHP ve HDP. Yani, Yeşil Hareket’e katılabilecek, oy verebilecek ya da en azından sempati duyabilecek kesimlerin siyasal olarak tercih ettikleri iki parti bunlardır.


Kötü aday seçimleri ile gelen umutsuzluk

Mart 2019 Yerel Seçimleri’ne bugünden ve bu tabanın gözüyle baktığımızda bir karmaşanın hâkim olduğunu görmek mümkün. CHP açısından 24 Haziran 2018’den gelen; HDP için ise çok daha öncesinde başlayan bir karmaşa bugün seçmenlerin oy verme davranışlarını etkiler hale gelmiş durumda. Şimdiye kadar partilerine oy veren ve “o parti dışındakilere oy vermeyi AKP’ye oy vermek” olan gören seçmenlerin önemli bir bölümü sandığa gitmemeyi düşünüyor. Yılların umut ve adanmışlığı yerini umutsuz bir yılgınlığa bırakmış durumda. Okumaya devam et

[Yerelin Seçimine Doğru] Vizyon: Nasıl bir belediye ve başkanı?

Yerel seçimlerin yapılmasına artık beş aydan kısa bir süre kaldı. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yürürlüğe girmesi ile önemi azalan TBMM’nin gündemi işgal edememesiyle de birleşince artık gündemimiz iyiden iyiye yerel seçim ve bu seçimdeki ittifaklar. “Kim kiminle ne karşılığında ittifak yaparsa nereleri alır?” sorusu etrafında dönüyor TV programları ve köşe yazıları. Evet, yerel seçimin çok büyük bir bölümü bununla alakalı. İttifaklar, doğum yerleri, izinler, alışverişler… Fakat, bu üzerine spekülasyon yapması zevkli bir konu olsa da aslında bu tip yazıların değil; haberlerin konusu olmalı. 

Bu yazı ise yerel seçimin diğer bölümüne odaklanmayı hedefliyor. Nasıl bir belediye? Nasıl bir belediye başkanı? Bu iki soruya da verdiğim tek kelimelik ortak yanıt üzerinden ilerlemeye çalışalım.  Okumaya devam et

10 Ekim! Gülümsemenin öldürüldüğü tarih…

Her zamanki aceleci tavrımla davranarak evden erken çıkıp Gar’a doğru yola koyulsaydım; o korkunç ortamın daha yakından tanığı olacaktım; belki de olayın içinde kalacaktım. Fakat o gün geç çıktım; bir sebepten de biraz yolumu uzatınca yolda duydum patlamayı. “Gar’da bir patlama olmuş. Yaralılar varmış.” Ses duymamıştım. Ankara’da patlamaların sesi duyulur. Ankara insana böyle bir tecrübe kazandırdı. O an ses duymamıştım. Ses duymadığım için, ya ufak bir patlama ya da seyyar satıcıların birinin tüpü falan diye düşünmüştüm.

Patlama haberini duyduğumda tam olarak Kocatepe Cami’nin oradaydım. Yani Ankara için tepe sayılabilecek bir noktada. Gar ise daha çukurda kalıyordu. İnmeye başladım. İndikçe Twitter’dan gelen haberler daha kötüleşiyordu. “1 kişi hayatını kaybetmiş, 3 yaralı varmış!” Kızılay’a geldiğimde işin ciddiyeti ortaya çıkmaya başlamıştı. Okumaya devam et