Belediyeciliği ‘Yeşil’lendirmek: Uyum (3/3)

Artık azaltım çalışmasının tek başına yeteceği bir düzeyde değiliz. Geleceğimiz için, bir geleceğimiz olması için!, azaltmamız gerekiyor.

Ankara’da geride bıraktığımız yaz da artık alışılagelmiş hale geldiği gibi yoğun yağmurlarla ve ardından gelen rutin sellerle geçti. Hem boyut olarak İstanbul’un yaşadıklarının gerisinde kalması sebebiyle hem de Melih Gökçek döneminin artık geride kalması sebebiyle çok medyada kendisine yer bulamadı bu yağmurlar ve sonrasında yaşananlar. Fakat yaşananlar artık rutin hale geldi. Beklenmedik bir anda kapanan hava, ani ve güçlü bir yağmur ile şehrin sistemini zorlayan kısa süreli geçişler…

Bu yağmurların sıklaşmasından sonra bir durumu gözlemledim. Apartman çevresinde, bahçede ve kaldırımdaki karıncalar yuvalarının çevrelerine toprak taşıdılar. Bu topraklarla girişlerin etrafını çevirdiler. Bir nevi suya karşı bir hendek oluşturdular. Yani yeni yağmur düzenine karşı kendilerini ve “evlerini” hazırladılar. Değişen koşullara içgüdüleriyle uyum sağladılar.

Aslında bizim de yapmamız gereken bu. Bir taraftan değişime sebebiyet veren davranışlarımızdan vazgeçerken; bir taraftan da artık içinde yaşadığımız bu yeni düzene uyum sağlamak. Birey olarak uyum sağlamak yetmez ama. Kentlerimizi, beslenmemizi, enerji politikamızı yani toptan yaşamımızı uyumlu hale getirmek. Tabii ki bizim yapacaklarımız karıncalardan biraz daha karmaşık.

Dünya’yı ısıttık; iklimi krize soktuk. Bugün yapılması gerektiği gibi acil durum da ilan etsek; hemen tüm karbon salımlarını en aza da indirsek yüzleşeceğimiz ve içinden geçtiğimiz bir gerçek var. Havalar değişti ve biz artık bunun içinde yaşıyoruz. Değişen havaların da değişen sonuçları oluyor, olacak. Yazın yağan ani yağmurlar gibi… Uzun bir kuraklığın sonunda yağan ani yağmurlar gibi…

Artık azaltım çalışmasının tek başına yeteceği bir düzeyde değiliz. Geleceğimiz için, bir geleceğimiz olması için!, azaltmamız gerekiyor. Tüketimi azaltmamız, karbon salımlarını azaltmamız, doğal kaynakları tüketmeyi azaltmamız, ormansızlaştırmayı azaltmamız. Fakat bugünümüz için de uyum sağlamamız gerekiyor. Susuzluğa karşı uyumlu kentlerimiz olmalı. Suyun değerini bilen kentlerimiz. Ani yağmurlara karşı uyumlu kentlerimiz olmalı. “Bir yılda yağan yağmurun yarım saatte yağması” durumu artık yılda bir olmuyor. Haftada üç kere oluyor. Büyük soğuk hava dalgalarına ya da bitmek bilmeyen sıcaklıklara uyumlu kentlerimiz olmalı. Daha da kötüsü bir hafta içerisinde termometrelerin 20, 30 derece salınabileceğini gözeterek yaşayabilecek kentlerimiz olmalı. İklim mültecilerine ya da iklim göçlerine hazır, uyumlu kentlerimiz olmalı.

O zaman soralım: Bunun için bütüncül bir çalışma var mı? Ne yazık ki yok. Elbette iklim değişikliğini dert edinen ve bu konuda çalışan belediyeler var fakat bunu odak noktasına koyan bir belediye yok. İçinde bulunduğumuz hafta tüm dünya iklimi, iklim krizini konuşacak. Büyük kentlerin belediye başkanları, ülkeleri yönetmeye aday politikacılar hep bu konuda sözler söyleyecekler ve icraatlar ortaya koyacaklar. Bizde ise belki yine sözler söylenecek ama icraat onu pek takip etmeyecek.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s