Barış için çizgimizi değiştirelim

17 yaşında bir lise öğrencisi, 23 yaşında bir üniversite öğrencisi ve yaşları çok da farklı olmayan yedi tane asker. Hepsi neredeyse 24 saatlik bir aralıkta hayatlarını kaybettiler. 9 kişi artık yaşamıyor. Hepsinin tek tek önlerinde yıllar vardı. Ve daha bu savaşta binlerce adı sadece birkaç gün akıllarda kalabilen insan hayatını kaybetti. Evirmeden, çevirmeden söyleyebilmeliyiz ki, bunun tek nedeni var: Savaş. Savaş, evinden çıkıp koyun otlatmaya giden Ceylan’ı da vuruyor, öldürüyor, parçalıyor; dersanesinden otobüsle dönerken katiller tarafından yakılan Serap’ı da yakıyor, öldürüyor. İkisinin bir suçu var mıydı başlarına gelenlerde? Yoktu! Ülkenin bir bölümü birine üzüldü, bir bölümü birine üzüldü. Vicdanlı insanlar da bildiler ki iki ölüm de anlamsız, iki ölüm de aynı, iki ölümün de faili aynı.

Artık, buradan, vicdanlı insanlardan ve vicdanımızdan hareket etmemiz gerekir. Dönem bunu gerektiriyor. Sınırları, yeniden çizmemiz gerekiyor. Dikey çizdiğimiz sınırları yataya, belki de bir köşeden öbürüne çizmemiz gerekiyor. Mücadele devlet ve Pkk arasındaki mücadeleden çıkmıştır artık. Mücadele, savaş isteyenlerle barış isteyenler arasındaki mücadeleye dönmüştür ve biz de çizgimizi buna göre çizmeliyiz. Sınırı savaş isteyenlerle, barış isteyenler arasından çekmeliyiz. Savaş isteyenler öldürdü Ceylan’ı, savaş isteyenler öldürdü Serap’ı. Savaş isteyenler öldürdü bunca insanı. Savaş isteyenler geriyor halkı.

Ne zaman ki sınırı yazdığım gibi çekeceğiz, o zaman çok ilginç şeylerle karşılaşacağız, buna eminim. Çok farklı, hatta ne farklısı tamamen zıt yerlerde duranların nasıl da sırt sırta vermekten zıt göründüklerini göreceğiz. Aynı noktadan beslendiklerini göreceğiz. En sıcak olayı ele alalım. Bugün, DTP’nin kapatılmasını açık açık isteyenler olduğunu, bunu dile getirdiklerini biliyoruz. Onlara göre Kürt kökenli Türkiyeliler Meclis gibi legal bir yolda kendilerini ifade etmemeliler, edememeliler. Bunun beyanını veriyorlar. İsme gerek yok. Peki, DTP’nin kapatılmasını isteyenler sadece onlar mı? Yani, siyaseten DTP’nin tam karşısında duranlar mı? Legal yolun, barışçıl yolun devlet tarafından kapatılmasını, böylece o kitlenin de illegale kaymasını isteyenler DTP’nin temsil ettiği kanatta yok mu? Hep vardı, hala var. Görülmüyor mu? Aynı şeye hizmet ediyorlar. Her an ötekine karşı kışkırtan medya da aynı şeye hizmet ediyor. Bunlara sürekli malzeme olmak zorunda mıyız? Bize yapılmak istenen nefret aşısının yan etkisini daha kaç can ödeyecek?

Savaşın devam etmesini isteyen sadece bir kesim mi bu ülkede peki? Varlık nedeni o savaş olan, sadece savaşmayı bilen ve elinde silah olduğu sürece konumunu/saygınlığını muhafaza edecek olanlar sadece bir kesimde mi var? Bakın bu öyle ilginç bir durum ki, bu paragrafı okuyan çoğu kişi, bu soruya olumsuz yanıt verecektir. “Evet, sadece bir kesimde var.” Ve ekleyecektir: “Diğer kesimde var.” Herkes, kendisinin mağdur, karşı tarafın da zalim olduğunu düşünüyor. Eğer durum böyle algılanıyorsa, zalimlik de mağdurluk da herkese bulaşmış demektir. Bilindik tepkiler gelecektir. Ezen ulus, ezilen ulus… Denklemi böyle kurduğunuzda çok açıktır ki, ezilen ulus da ezen konumuna gelecektir. Amaç odur. Ulusların iç içe geçtiği yerde de zaten ezen ezilen ilişkisi birbirine geçmiştir, içinden çıkılmaz bir hal almıştır. Serap Eser mi ezilen? Aydın Erdem mi ezilen? Yoksa ikisi de mi ezen? Taraflardan bir tanesinin gazetesi birinin ölüm haberini görmüyor ve kendisini yakın gördüğü kişiyi manşete çıkartıyor, diğeri ise tam tersini yapıyor. Hâlbuki ikisi de ezilen. Ezen ise savaş. Savaştan nemalananlar.

Barışın şahinlerle işi yok. Şahinlerin de zaten barışla işi yok. Sadece tesadüfle açıklanabilir mi sizce kısa süre aralıkla meclisteki iki partinin en tepesindeki kişilerin aynı nesneye bakıp “Dağa çıkma” tehditinde bulunmaları. Onların partilerinde de ya da tabanlarında da bu savaşın bitmesini isteyenler yok mu? Bence var. Neden DTP’de eş başkanlık var? Cinsiyet ayrımı mı o, yoksa şahinlik-güvercinlik ayrımı mı? Barış isteyenler olmaz mı? Var. Barışı isteyenlerin ne şahinlerle ne de savaşla işinin olması gerekir. Olmamalı. Herkes konumunu yenilemeli, fedakârlık yapmalı. Ağzından barışı düşürmeyen, barıştan karşı tarafın yok edilmesini anlayan ya da kendi isteklerinin tamamen kabul edilmesini, bunun da silahla yapılmasını anlayan şahinleri desteklemekten vazgeçmeliyiz. Gördük ki, bu savaşın bitme ihtimali, arkası boş bir ihtimal olarak ortaya atıldığında bile heyecan yarattı. O zaman, herkesin eşit, tahakkümün olmadığı ve herkesin kendisini rahatça “gerçekleştirebileceği” bir barış ihtimali o kadar da Kaf Dağı’nın ardında değil. Yeter ki, sadece dilde barış diyenlerden kendimizi arındırıp, bir hareket olarak ortada var olabilelim.   Adaletten uzak durarak barış olmaz, olmuyor. Çocuklara yaşlarının katı cezalar vermeyi planlayan bir sistemi sorgularken, o çocukları en öne süren zihniyeti de sorgulayabilelim. En şoven fikirleri medyadan yayan, birazcık daha etkileyicilik, biraz daha ilkel duyguları okşama adına savaş çığırtkanlığı yapan medyayı eleştirebildiğimiz kadar, savaşa insanların katılmasını bir müjde olarak veren medyayı da eleştirebilelim. Doğru savaşan tarafların ellerinde değil, doğru ilkelerde… Doğru adalette. Her cana, kendimizin canıymış gibi üzülebilmekte. Bize yakınmış, uzakmış  ayırt etmeden hepsine karşı çıkmakta. Göstericilere ateş edilen bir ülkede adalet olmaz, otobüslerinde insanların yakıldığı bir ülkeye de adalet gelmez.

09.12.2009

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Yeşil Gazete yazıları

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s