Demokrasilerde anne karnında dövülerek öldürülmenin yeri

E. Ö… Adını şimdilik bu kadar biliyoruz. Daha fazlasını bilmiyoruz, bilmeyelim de. Ne olur ne olmaz. Yaşaması için, yaşamının bundan sonrası için belki de böyle bilinmesi daha iyi. E. Ö.’nün karnındaki çocuğu öldürüldü. Hem de döve dove öldürüldü. Sokak ortasında dövüldü E. Üzerine önce kimyasal silah sıkıldı arkadaşlarıyla birlikte. Tüm bunları yapanlar ve onu dövüp çocuğunu öldürenler resmi görevli kişilerdi. Ortada bir sorumlu yok. Sorumluları araması gerekenler, E. Ö.’yü ve arkadaşlarını suçluyorlar. Yanlış yerdelermiş… Huzur kaçırıyorlarmış… Yanlış fikirler kafalarındaymış… Onlar gibi düşünmüyorlarmış… Dünya’dan, ülkelerinden, üniversitelerinden memnun değillermiş… Tüm bunlar olmasaymış adı konulmamış o bebek yaşayacaktı herhalde.

Yıl 2010. 2011’e giriyoruz. Bir öğrenci, hamile bir öğrenci protesto gösterisinde polisler tarafından dövüldüğü için çocuğunu kaybediyor. Ne olması gerekir? Hem devlet ne yapar? Hem o ülkenin halkı ne yapar? Ne yapılır? İçişleri Bakanı ne yapar? Hükümet Sözcüsü ne yapar? O şehrin Valisi, Emniyet Müdürü ne yapar? Bir çocuğu öldürmüş kişi ya da kişiler ne yapar? Bakın neler yaptılar? Cemil Çiçek şunu söyledi:

” Bir ülkede o ülkenin insanları ister teker teker, ister grup halinde bir kısım talepleri, beklentileri olabilir, hatta protestoları olabilir. Türkiye, bir hukuk devletidir ve neyin nasıl yapılacağı ile ilgili de yerleşik kuralları var.

Keşke beğenilmeyen hususlar gelişigüzel yerlerde, gelişigüzel mekanlarda başkalarını tedirgin edecek, başkalarının özgürlüklerini sıkıntıya sokacak, başkalarının huzurunu kaçıracak mekanlarda değil, devletin önceden belirlediği, yasaların önceden ortaya koyduğu mekanlarda usulüne uygun yapılmış olsa bu sıkıntıların hiçbirisi yaşanmaz.”

Ne kadar güzel bir açıklama değil mi? Nereden tutulsa elde kalıyor. “Hatta protestoları olabilir…miş” Daha fena ne yapılabilir ki Cemil Çiçek’e göre? Protesto!! Hem de AKP’yi protesto etmek. Protesto gibi fena bir şeyi yaparken de öyle kafamıza estiği yerde yapamazmışız bunu. Devletin belirlediği yerlerde, belirledikleri usullere göre yapacakmışız bunu. Neden? Hükümet öyle diyor çünkü! Ne hakla? Dolmabahçe’de olan bir görüşmeyi protesto etmek için Kadıköy’e mi gidilecek? Cemil Çicek bunları anlatacağına, “Derhal sorumluları buluyoruz, bu bir kara lekedir, devlet olarak özür diliyoruz!” demesi gerekmez mi? Öyle sıfatlarla anlatılıyor ki ülkemiz, demokrasi, özgürlük, insan hakları falan filan… Bazen inanıyoruz biz de buna haliyle. E inanınca da bekliyoruz ki, böyle açıklamalar yapsınlar, bu sıfatlara uygun bir yaşam ortaya konsun. Yok. Demokrasi, özgürlük ve insan hakları devletin belirlediği yerlerde, devletin belirlendiği usüllerle yaşanırsa mümkün Türkiye’de! Tabii bir de şu var. Unutmamak gerek. Bakan Çiçek bazı konulara da tam hakim değil.  Neyi, nasıl yönettiğinin farkında değil.

“ Polis Akademisi’nde insan hakları dersi veren Prof. Vahit Bıçak, “Gösteri ve yürüyüş yapma temel bir insan hakkıdır. İfade özgürlüğü sadece kitap yazarak, televizyonda konuşarak ve makale yazarak olmaz. Kişiler inandıklarını, düşüncelerini, seslerini duyurmak için bir araya gelip gösteri yapabilirler.

Barışçı bir gösteri yürüyüşü için izin de gerekmez. İzinsiz olarak gösteri yapılabilir. Medyada yanlış bir şekilde ‘izinsiz gösteri’ kavramı kullanılıyor. Anayasamıza göre yürüyüş izne tabi değildir. Sadece bildirme tabidir. Dolayısıyla izinsiz gösteri yapılıyor diye bir gruba müdahale söz konusu olamaz.” ”

Kim bilmiyor? Kim halka farklı bilgi veriyor? Kim düzeltecek bu yanlışlıkları? Kim yazabilir “İzinsiz gösteri olmaz ama resmi görevliler de birini öldürse bu cinayettir!! Diye? Pazar günü bu saldırının yaşandığını haber yapmaktan bile kaçınan bir takım sermaye gruplarının gazeteleri mi? Televizyonda verdikleri görüntülerle olayı ters düz eden kanalları mı? Onların hepsi birer Cemil, hepsi birer Çiçek.

Devletin görünümü, hareketi Hükümetten farklı değil. Henüz kimse, “O öğrenci de hamile hamile gösteriye katılmasaymış!” yaratıcılığına ulaşmadı ama durum bu. Peki ya halk? Öğrencilerle doğrudan ya da dolaylı bağları olanlar dışında kimse sesini çıkarmıyor. Ülke ayağa kalkmalı. Kalkmıyor. Daha bir kaç ay önce kanıtlamamış mıydı bu ülke nasıl demokrasi aşığı olduğunu? Nerede o insanlar? İşte Yunanistan orada. İşte Fransa orada. İşte İngiltere orada. Öğrenciler gösteri yapınca neler oluyor ortada. Gösterilerde birinin kılına zarar gelince neler oluyor ortada. Biri ölünce neler oluyor ortada. Daha ne olması gerek tepki göstermek için? Daha ne olması gerek hukuksal yollardan hesap sorulmasını istemek için? Suçluların yasalar karşısına çıkartılması için? Takır takır sokakta insan mı vurulması gerek? Anne karnındaki bebekler öldürülmeye başlandı. Üniversite öğrencilerine kimyasal silah kullanılıyor.

Böyle bir Türkiye mi istiyorsunuz? O ölen bebekle birlikte bizim de bir parçamız öldü aslında. Farkında değiliz. Bu toplum daha da korkacak sesini çıkartmaya. Hakkını aramaya daha da korkacak. Daha da benimseyecek, kimilerinin suç işleyebileceğini ve o suçların hiçbir zaman cezasını göremeyeceğini. Eğer bu ölüm de bizi uyandırmazsa.

07.12.2010

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Yeşil Gazete yazıları

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s