Haftanın tortusu

* 3000 kişinin dinlendiği iddia edildi. * Devrilme sırası Kaddafi’ye mi geldi? * Tecavüz meşrulaştırmaları sardı dört bir yanımızı… * Kitaplar ve kitapçılar baskı altında.

* 3000 kişinin dinlendiği iddia edildi: Ve Türkiye’de hiçbir şey olmadı. Siyasetin, toplumun önde gelen 3000 figürünün telefonlarının dinlendiği iddiası gündeme geldiğinde bir ülkede yaprak bile kıpırdamıyorsa; bu o iddiaların insanlar tarafından çok uçuk bulunmasından mıdır? Yoksa bir kabullenmişlik mi söz konusudur? Akp’yi, Chp’yi, Oktay Vural’ı ya da ismi geçen başka herkesi bir yana bırakarak düşünün. Bir ülkede anamuhalefet partisi başkanının dinlendiği iddiası, bunun kendisi tarafından da dile getirilmesi, bir şeyi değiştirmez mi? Ki Türkiye öyle bir durumda ki, dinlenmediğini düşünen çok az insan var. Biraz aktif bir yaşam içerisinde olup, bu korkuyu yaşamayan kim kaldı?

* Devrilme sırası Kaddafi’ye mi geldi? 30 yıllık Mübarek iktidarından sonra 42 yıllık Kaddafi iktidarı da sallantıda. Devrilme öncesi, isyan sırasında, bir çok haberin geldiği ülkelerden ise, daha sonrasında hiç ses çıkmıyor. Tunus’u kim takip ediyor şu anda? Mısır’da iyiden iyiye askeri yönetimin iktidarı ele geçirmesi neden ses gelmeyen bir olguya dönüştü?

Kaddafi iktidarı biraz daha farklı diğerlerinden. Bir kere hem Avrupa ile, hem de Türkiye ile yakın ilişkileri var. Ödüller, ziyaretler… Türkiye de çok sessiz Libya’ya karşı. En büyük katliamların yapıldığı, isyanın genişlediği bu ülkeye yönelik yönetim katından ses gelmiyor.

* Tecavüz meşrulaştırmaları sardı dört bir yanımızı: İlk ses bir akademisyenden geldi. Dekolte ile tecavüz arasında bir ilişki kurdu bu kişi. Tabii dekoltenin sınırı belli değil. Kendisine göre ayak bile dekolteye girebilir. Bunu yazmış bir yerlerde. Yani aslında amaç çok belli. Kadını olabildiğince hayattan dışlamak, hayata katıldığında ise tepeden tırnağa kapatmak. Eğer açıklık olursa, “birileri”  tahrik olup, tecavüze yelteneceğini açık açık ilan etti.

İkinci ses, raylardan geldi. Utandıracak bir yazı yayınlandı TCDD’nin dergisinde. Düşünüyorum da, o dergide yazısı yer alsın, teliften gelen paralarla yaşasın diye kaç kişi uğraşıyordur. Bu yazı ise o uğraşın sonucunda ortaya çıkan ürün. Çam dibine yatırılan, kız giden, kadın gelen insanlar… Amaç da şöhret olmakmış. Kendi istekleriyle yani. (3. sese geçiş)

Üçüncü ses, İstanbul’dan. Kod adı var: N. Ç. Üzerinde uzun uzun düşünülüp yazılabilecek kadar korkunç bir durum bu. 26 kişiye satılan, 15 yaşındaki bir çocuğun davasından tek suçlu çıktı: o 15 yaşındaki çocuk. Neden ise çok ilginç: N.Ç., istemediği kişiyle beraber olmayabiliyor ve eyleminin ahlâki kötülüğünün farkında. Çok açık şekilde şu mesaj verilmiyor mu? Eğer sizi birileri satıyorsa, herkesle beraber olmayı istemelisiniz!! Yoksa herkes suçsuz, siz suçlu olursunuz.

* Kitaplar ve kitapçılar baskı altında: Yeni bir moda türedi. Birileri, içeriğini beğenmedikleri kitapların satışlarını durdurmaya çalışıyor. Bunu yapabilen yapıyor, eğip bükebilecekleri bir muhattap bulabilirlerse tabii ki, yapamayan ise işi daha da arttırıp kitapçı basmaya kadar getiriyor. Metis’in ajandası, bu konudaki tahtını Bir+Bir’e bırakmıştı ki, marjinal sağ bir partinin üyeleri bu ajandayı satan ve tehditlere karşı duran bir kitapçıyı basıp tekrar tehdit ederek, tahtı yine ajandaya geri verdiler. Kafaları tek tipe çalışan, tek tipçilere karşı kitaplarımızı, dergilerimizi korumak zorunda kalacağız artık.

22.02.2011

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Yeşil Gazete yazıları

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s