Haftanın tortusu

* Dink ailesi ve Pınar Selek adalet arıyor. Pazartesi, Hrant Dink’in cinayet davası, çarşamba Pınar Selek’in bitmeyen yargılaması bu haftanın köşe taşları. Arka arkaya gelen iki kritik yargılama. Bir tanesinde bir aydının herkesin gözü önünde, bile bile katledilmesi söz konusu. 19 Ocak’tan beri adalet için söylenmeyen kalmadı. Yeni bir mahkeme başkanı ile, yeni gelişmelere açık bir dava. Fakat gerçeklerin önündeki büyük engellerin kaldırılması gerek. Cinayet ile ilgili bir kitap yazan gazeteciye bile kurşun gönderilebiliyor hala.

Pınar Selek davası ise bambaşka bir vaka. Bir ülkede adaletin gelebileceği bir nokta olarak örnek gösterilmeli. İki kez beraat eden bir kişinin üçüncü kez yargılanmasından bahsediyoruz. Bu alalelade bir yargılama da değil. Selek’i suçlayanların elindeki en önemli kanıt bir itirafçının ifadesi. Demiş ki o kişi, Pınar Selek ile bombayı birlikte koyduk. Peki o kişi bu davadan ne ceza almış? Hiç! Beraat. Bu kadar ironik bir dava Selek’in davası. Düşünmenin, yazmanın, düşünmenin ve yazmanın ötesinde de fikirleri için aktif mücadele etmenin sonucu olarak bu dayatılıyor bu ülkede. Düşünme, yazma, uygulama deniyor açık açık.

* Mısır’da isyan ikinci haftasını devirdi. Fakat, Hüsnü Mübarek hala görevde. Gelen haberler ve haberlerin şiddeti isyanın biraz gerilediğini hissettiriyor. Görüşmelerin başlaması, Mübarek’in söyleşi vermesi, Özgürlük Meydanı’nda olan kalabalığın zamanla birlikte yıpranması gibi nedenler gösterilebilir bu gerilemeye. Mübarek’in adamlarının kitleye saldırması da cabası. Yine de Mısır’ın artık eskisi gibi olmayacağı, olamayacağı açık. Özgürlük Meydanı’nda direnen insanlar evlerine dönerlerse, evlerinden toplanabileceklerini, kaybedilebileceklerini düşünüyorlar. Yaşamlarını savunuyorlar. Bize, bir halkın gösteri yapması gibi geliyor ama geleceklerini, geçmişlerini belki de her şeylerini değiştirmek için sokakta o halk. Birilerinin uluslararası politik hamlelerine kurban gidecek olan/giden değişim istekleri de görülmeli. Ders çıkartılmalı.

* Kıbrıs halkı da sokağa çıktı. Ve tabii ki kendisine karşı olan her halk hareketini “ezmeye” niyetli olan AKP hükümeti hemen demeç üstüne demeç verdi. Sanırım yine “kötü eşkiya”lar Kıbrıs’takiler.

Kıbrıs üzerine konuşulması, Kıbrıs üzerine fikir beyan edilmesi ve bunun sürekli Türkiye’den yapılması bir adettir. Eğer bu fikirler Kıbrıs’tan geliyorsa da, Türkiye’nin bakış açısına sahip olması gerekir. Yazılı olmayan bir anayasanın maddeleridir sanırım bunlar. Uzun süre sonra ilk defa Kıbrıslılar ses çıkardı. Demokrasinin bir gereği olarak. Demokrasiden bahsederken aksini iddia edemeyeceğim bir durum bu bana kalırsa. Kıbrıs Adası’nın kaderini Kıbrıslılar belirlemeli. Ankara ya da Atina ya da (hiç sözü geçmese de) Londra değil. ABD’nin Guantanamosuna benzer bir üssü var Ada’da İngilizlerin. Ve korkarım o yazısız anayasanın bir başka maddesinde de Kıbrıs’ta ne olursa olsun o üssün orada varolacağı da yazılı. Kıbrıs için daha fazla Kıbrıslıları dinlemeliyiz. Hatta hep onlar konuşmalı, biz dinlemeliyiz. Bir halkın yaşamı üzerinde, başka bir ülkenin stratejik hedefleri gibi bir ipotek olamaz. Yoksa Kıbrıs’ı korumak için de başka yerler gerekir, Baskın Oran’ın güzel şekilde belirttiği gibi.

* Torba Yasa’dan ilk önce gaz ve cop çıktı. Torba yasa madde madde yasalaşıyor. İçinde ne olduğunu kimsenin tam bilmediği bir torba bu. Bilinen kadarı ise karşı çıkmaya yetiyor da artıyor. Karşı çıkanların başına ise gelmeyen kalmadı. Ankara’da, ki bir polis kentidir, görüp görülebilecek en yoğun polis ablukası altında torba yasa protesto edildi. Bir ülkenin başkenti gaza boğuldu. Gaz bombasının kafasına gelmesiyle bir işçinin kafatası kırıldı. Eylem hemen yasadışı ilan edildi. Sermayenin gazeteleri bile torba yasanın işçiler için, toplum için getirdiği olumsuzlukları yazarken, muhalif geçinen bazı gazeteler “Torba Yasa’nın güzelliklerini” haber yapabildiler.

* Polislere askerlik kalktı. Ve bir anda bütün gazeteler askerlikten muaf olmayı bir “müjde”, bir “hediye” olarak gördüler. Müthiş bir iki yüzlülük örneği. E madem böyle görüyordunuz, bundan önce “Her Türk asker doğar!” mantığı ile yapılan haberler nereye oturtulacak? Zorunlu askerlik konusunda kimsenin özel konuşmalarda savunmadığı ama kamusal konuşmalarda da dillerden düşürülmeyen klişelere ne olacak? Başbakan bile askerlik yapmayacak polisler için “yırtma” kelimesini kullanıyor. Zorunlu askerlik üzerinde oluşturulan ve yıllardır savunulan sanal “mutluluk” ve dokunulmazlık da böylece kalkıyor. Peki son bir soru: Neden sadece Polisler? Bu haberi müjde olarak gören bir tek gazete bile bunu yazdı mı? Sorabildi mi? İşte bir ikiyüzlülük daha.

* İşçiler ölüyor, herkes seyrediyor. Bir anda Ankara’da patlamalar, ülkenin başka şehirlerinde kazalar ile “iş güvenliği” kavramının nasıl da kof olduğu ortaya çıktı. 100 işçinin çalıştığı yerde 45 kişinin sigortalı olmasının övünç olarak kabul edildiği günleri geçirdik. Kendi döneminde aranması kaldırılan belgeler yok diye, iş yerlerini suçlayan bakanlar izledik. Sonuç? İşçiler öldü. Tuzla’da öldüğü gibi, inşaatlarda öldüğü gibi… Kazalar oldukça ölecekler, kazalar ara verince de unutulacaklar. İş güvencesi de unutulacak zaten o ara.

08.02.2011

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Yeşil Gazete yazıları

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s