Haftanın tortusu

* Bir koca torba yasamız oldu. Torba yasa tasarısı yasalaştı. İçinde ne olduğu, kamuoyunda, tasarı yasalaştıktan sonra tartışılmaya başlandı. Mesela öğreniyoruz ki, torbadan Necmettin Erbakan’a yarım ton altın çıkmış. Torba yasa ve demokrasi arasında kurduğum ilişki için:  Torba Yasa’ya demokrasi girer mi?

* Balyoz Davası’nda tutuklamalar başladı. Yeni belgelerin ışığında yeni tutuklamalar yaşandı. Aslında Balyoz Davası, ilginç bir dava. Ortaya konulan delillerde büyük yanlışlıklar olduğu ortada artık. İddianame’de yapılan isim, yıl, ünvan hataları çok yazıldı çizildi. Bu tip yanlışların davanın tüm seyrini değiştirip değiştirmeyeceği de bir soru işareti. Öte yandan ortada ses kayıtları, bazı imzalı belgeler de var. Yani kefenin bir de öte tarafı var. Orada olanların da davanın seyrini değiştirebilecek bir düzeyde olup olmadığı bir soru işareti. Fakat görünen o ki; birileri elde olanlarla yetinmek istememiş/yeterli görmemiş ve eklemeler yapmış. Bu da akla şu soruyu getiriyor: Ortada olan bir hukuksuzluk ile hukuksuz yöntemlerle mücadele edilebilir mi?

* Muhalif bir haber sitesi basıldı: Oda TV. Bu tip değerlendirmelerde Soner Yalçın ile araya mesafe koymak adetten oldu. Açıkçası hiç ilgilimi çeken bir kişi olmadı kendisi. Yeni Harman Dergisi’nde kitaplarını nasıl “oluşturduğu” üzerine okuduğum ve bana mantıklı gelen bir yazı sonrası olmayan ilgili de kaybetmiştim kendisine. Hakan Erdem’in Tarihlenk adlı kitapta, Soner Yalçın’ın nesnesiyle kurduğu ilişkiyi okuyunca kararım kesinleşti. Oda TV de takip ettiğim, haber okuduğum, alıntıladığım bir yer olmadı. Fakat tüm bunlar, bu uzaklıklar, belki öfke doğuracak fikir ayrılıkları, şu anda Soner Yalçın’ın başına gelenleri yanlış bulmamı engellemiyor. Bir muhalif haber sitesinin basılması, yayınladığı görüntülerden sonra basılması, bir tv kanalı kurmaya hazırlanırken basılması manidar. Her yazar neredeyse, “bekliyorduk” açıklaması yaptı. Kendisinin de bu iklimde (muhaliflerin her türlüsünün sindirilmesi) bir beklenti içinde olduğunu tahmin edebiliriz. Şimdi tüm bu koşullarda eğer Soner Yalçın’ın evinde ya da işyerinde “şok” belgeler, kendi aleyhine deliller çıkarsa birilerinin bizimle dalga geçtiğini düşüneceğim.

* Mısır’da devrimin rengi darbeye döndü. Mısır’da Mübarek istifa ettiğinde hepimiz bir coşkuya kapıldık. İsyanın başarıya ulaşması umutla beklenilen bir durumdu. Sonrası içinse görüşler çeşitliydi. Olabileceklerden kaygı duyanlar arasında görüyordum kendimi. Umutla Mübarek’in koltuğunu yitirmesini bekleyip, sonrası için kaygı duymak olarak açıklayabilirim bu durumu. Sonuçta 18 gün sonunda Mübarek devrildi. Yerine asker üniformalı biri geldi. Halka sözler verildi. Özgürlük Meydanı boşaldı/boşaltıldı. Yönetim, askere geçti Eylül ayına kadar. Müslüman Kardeşler, Mübarek gitmeye yakın, “Olanlar bir askeri darbe görüntüsü veriyor.” diye açıklama yaptı. Kafalar iyice karıştı. “Mısırlılar geridir, bu onlar için devrimdir” diyerek sıyrılamayız sanırım bu işten. Türkiye’de neler konuşurken, başka ülkelerde olanlara başka gözle bakamayız. Halk ayaklandı, diktatör devrildi, asker yönetimi ele aldı. Devrimin rengi, darbeye döndü.

* İşçiler ölmeye devam ediyor. Kahramanmaraş’ta göçük işçileri yuttu. Hala ulaşılabilmiş değil işçilere. Umut kaldı demek bile hayalcilik olur. Medyanın pek gördüğü yok bu olayı. Aylar sonra ulaşılan madencilere benzeyecek kaderi işçilerin. İşçileri pek düşünen yok. İş güvenliğini hiç düşünen yok. Dünya’nın 17. büyük ekonomisi oluyoruz ama arkamızda işçilerin canı var.

* İşçilere yol ortasında sorgulama. Duydunuz mu, okudunuz mu bilmiyorum ama şöyle bir olay yaşandı Türkiye’de geçen hafta. Başbakan, Adapazarı’na gidiyor, geçiş yollarında da önlemler alınıyor. Şans eseri yol üzerinde bir elektrik arızası çıkıyor ve onu tamir etmeye işçiler geliyor. Sonrası bir fotoğraf: Yerde yatan işçiler, üzerlerinde polisler. 15 dakika boyunca sorgulanıyor işçiler yol ortasında. Hukuksal olarak böyle mi işliyor bu işler? İşçiler sonra serbest bırakılıyor. Yol ortasında gözaltı ve sorgulama bitiyor. Böyle bir ülke artık Türkiye.

* Pınar Selek 2 gün rahat bırakıldı. Pınar Selek, geçen hafta içinde beraat etti. Aradan 2 gün geçti ve davaya itiraz edildi. Düşünen, yazan bir kişiyi bu ülke 2 gün rahat bırakıyor, 3. gün yine yargılamaya başlıyor.

* Bir+Bir’ D&R’larda satış engeli geldi. Baştan şunu söylemem gerekir. D&R gibi bir yer ya da başka bir ticari kuruluş istediği şeyi satar, istemedi şeyi satmaz. Bu sebeple de adı geçen yer de Bir+Bir dergisini satmak istemeyebilir. Fakat bunun getirilerini de göğüslemek zorunda kalır. Çünkü yapılan bir siyasi tercihtir ve her siyasi tercihin sonuçları vardır. Bir+Bir heyecanla beklediğim, zevkle okuduğum ve her sayısını sakladığı bir dergi ve o kişilerin elinden çıkan her yayını (Express-Post-Express-Roll-Bir+Bir) da bu aşamalardan geçiririm. Bu yüzden bu dergiyi satmayıp, Hitler’in Kavgam kitabını satan bir yerden de bir daha alışveriş yapmam. Yapılması gereken de bence budur. Siyasi tercihin sonucu budur. Siz sattığınız ürünleri içeriğine göre elemeye başlarsanız, elemedikleriniz de sizi temsil eder. Benim için de orası artık Kavgam’dır, başka ırkçı-milliyetçi-gerici yayınlardır. İstedikleri kadar Ye-Dua Et-Sev satsınlar…

15.02.2011

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Yeşil Gazete yazıları

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s