Kapitalizm grip olmuş, Bakanlık aşılayacak

Domuz gribi vakasında önemli bir nokta bu çarşamba (28 Ekim 2009) gerçekleşecek. Ülkece aşılama seferberliğimiz başlayacak. Bir şekliyle aslında “alın verin ekonomiye can verin” sloganının hayat bulmasına tanık olacağız. Bir yandan da baktığımızda bu ekonomiye can verme hadisesi çok önceden gerçekleşmiş durumda. 40 milyon doz aşının alındığı söyleniyor. Bunun yanında ise test sonuçlarının salı günü (27 Ekim 2009) günü ortaya çıkacağı ekleniyor. Sonuçtan çok emin olmalıyız ki, bir gün sonra da aşılama başlayacak. Bu bile başlı başına bir soru işareti aslında. Ya Salı günü o aşıların riskli olduğu ortaya çıkarsa? Çayların radyasyonlu olduğunu kanserden ölümler olduğunda anladığımız gibi mi anlayacağız o test sonuçlarını?

Domuz gribi vakasında biz kapitalizmin iki farklı yüzünü görüyoruz kabaca. Bir tanesi, salgın hastalıkların, hızlı mutasyonların ve buna benzer insanlığı etkileyen hastalık dönemlerinin kapitalizmin tarihi ile büyük bir atılım yaptığını gerçeğidir. Daha çok kâr, daha az maliyet ve buna ulaşmak için hiçbir kuralı dikkate almadan daha fazla üretimi esas alması kaçınılmaz olan kapitalizmin, ortaya attığı salgın hastalıklar tarihi, zaman geçtikçe daha sık aralıklarla yazılır oldu. Deli dana denilen hastalığın Dünyayı ve gündemimizi kasıp kavurduğu günlerde kırmızı et, kuş gribinin gündemimizi kasıp kavurduğu günlerde de beyaz et yemezken; domuz gribinden de kurtulamadık. Endüstriyel hayvancılığın insanlığı getirdiği noktaların görünümü olan bu hastalıklardan tam kurtulmuşken karşımıza hastalanan bir kapitalizm ve onun etkisiyle domuz gribi çıktı.

Kapitalizmin hastalık yayan bir “yuva” olduğu gerçeği tekrar tekrar önümüze serilmiş durumda. Seneye de başka bir şey gelecektir. Bu kaçınılmaz. Bir hastalıktan yeteri kadar kazanıldığında bir başkası… Para kazanmak için hastalık üretiliyor demek istemiyorum. Bu sistem, her zaman sonuç üretecektir demek istiyorum. Artan kanserin, HIV’ın da kapitalizm ile büyük bağını düşündüğümüzde aslında durum çok daha katmanlı. Fakat domuz gribinde bambaşka bir şey oldu ve kapitalizm bize diğer yüzünü (yüzlerinden birini) gösterdi. Dünya olarak hastalığın satıldığına şahit olduk ve oluyoruz. Şu anda bize bir hastalık satılıyor. Satılan hastalığın teknik adı da H1N1 yani domuz gribi. “Sağlık otoriteleri kolay yoldan para kazanmak için tehlike iddiaları ortaya atan ilaç firmaları tarafından kandırılmaktadır” Bu cümlenin sahibi, Almanya Tabipler Birliği İlaç Komisyonu başkanı Wolf-Dieter Ludwig. Ludwig ayrıca Almanya genelinde 50 milyon doz aşı ile başlayacak olan aşılama programını da “skandal” olarak nitelendiriyor. Bilindiği gibi Almanya, halka bir tür, bürokrasiye, politikacılara ve askerlere başka bir tür aşının yapılacağının ortaya çıkması ile karışmış durumda. Buradan bile anlayabiliyoruz ki; iki tür aşı var. Biri daha az zararlı. Peki, Türkiye’ye hangisi geldi? Bilen var mı? Kiminle tokalaşacağımıza kadar karışan bakanlık bunları açıklıyor mu? Hangi firmalardan, hangi maliyetle kaç doz aşı alındığını neden açıklamıyor? Bakanlık yaptığı açıklamada, “2 firmanın H1N1 aşısını Eylül sonundan itibaren üretecek duruma geleceğini; Domuz gribi pandemisine ilişkin hazırlıklar ve yürütülen çalışmaların Pandemi İzleme Bilim Kurulu ile birlikte şekillendirildiğini; bu kurulun aldığı karara göre ülkede domuz gribi aşısı yapılması gereken 13 milyon kişi bulunduğunu ve. ülkelerin üretimi sınırlı olan aşıya ulaşabilmek için bir yarış içinde olduğunu” söylüyor. Bugün, Hindistan gibi kalabalık bir ülkede bile kaç kişinin hasta, kaç kişinin ise hayatını kaybettiğini bilebiliyorken, ortada bir yarış varsa bir ülkenin bile aşı bulamadığını okumamamız ilginç değil mi? Burada başka bir sorun daha var tabi. Alınan doz 40 milyon, aşı yapılması gereken kişi sayısı 13 milyon. Ve tabi bu aşıların test adımlarının henüz tamamlanmamış olması durumu var ki, insanları sonucunun ne olacağını bilmedikleri bir yola çıkartmaya neredeyse teşvik eden bir bakanlık ile birleşince durum karmakarışık oluyor.

Kapitalizmin hastalık sattığından bahsederken bazı verileri de değerlendirmek gerek. Domuz gribi de bir grip türü ve Dünya’da olağan gripten her sene 250 – 500 bin kişi ölüyor. Domuz gribi ortaya çıktığından beri ise yaşanan ölüm oranı olağan gribin binde 4’ü kadar. Yani bütün bu fırtına bunun için kopuyor. Televizyonlarımızın, gazetelerimizin hastanelerin önünde bekleyip olağan gripten ölen herkesi tek tek haber yaptığını düşünsenize? Dünyanın sonunun geldiğini düşünürüz herhalde. Bize en yenisini, en tehlikeliymiş gibi olanı, daha önce “tatmadığımız bir deneyimi” yaşatacak olanı seçtiren bir otomobil firması değil, seçeceğimiz de otomobil değil. Bize hastalıklardan hastalık seçtiren ve onun tedavisini de önümüze koyan “yapı” tüm kollarıyla kapitalizm. Hasta et, iyileştir, iş gücü kaybını en aza indir. Teknolojinin ve endüstrinin posalarını yine onlarla yok etmeye çalış. Hasta ederken para kazan, iyileştirirken para kazan, iş gücü kaybını en aza indirip yine para kazan. Ve en güzeli, sen hasta olunca imdadına bir bakanlık yetişsin ve seni bu hastalığa karşı aşılayıversin. Yaşadığımız günlerin özeti budur: “Kapitalizm Grip Olmuş, Bakanlık Aşılayacak.”

27.10.2009

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Yeşil Gazete yazıları

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s