Haftanın Tortusu (2 Mart – 8 Mart)

1470985898_cdb231c9ef1-300x194* Ekonomik Kriz: Ses çıkarmazsak gelmez mi? * Siber gaza: Ateizm Derneği’nin sitesi engellendi. * Zenginler, zenginliklerini katlamaya devam ediyor. * Baransu tutuklandı, dava arkadaşları dışarıda birbirine girdi. * Bir yalanı savunmak için girmedikleri şekil kalmadı. * O konuştukça alanlar daha da doluyor: 8 Mart!

* Ekonomik Kriz: Ses çıkarmazsak gelmez mi? Bir ekonomik krizin içinde olduğumuzu nasıl anlarız? Neler olması gerekli? Paranın hızla değer kaybetmesi? Artan pahalılık? Durdurulamaz bir işsizlik artışı? Yatırımların azalması? Yabancı yatırımcının ülkeden kaçması? Bunlardan kaçı olursa bir ülkede kriz var denilebilir? Türkiye’de şu anda bu soruların hepsine “Evet” yanıtı vermek mümkün. Türk Lirası’nın son üç haftada kaybettiği değer yüzünden Türkiye’nin dış borcu durduğu yerde 80 milyar lira artmış durumda. Yani kabaca bir hesap yaparsak asgari ücretle geçinen biri son üç haftada maaşından daha fazla bir borca girmiş durumda. Kişi başı 1000 TL’den daha fazla…

Tabi biz bunları açık açık gazetelerde, televizyonlarda okuyamıyoruz, göremiyoruz. Neden? Her konuşmasıyla doların artmasına sebep olan, “Euro’nun para birimi olduğunu düşünmüyorum!” diyen birine ekonomiyi emanet etmeyi düşünen kişi ile TV kanallarının, gazetelerin sahibi aynı. Bu  yüzden doların yükselmesini ya hiç görmüyorlar, ya da iyi sıhhatte olsunlara bağlıyorlar. (Örneğin bir yanlış çeviri sonrasında çok sevip sarıldıkları Failz Lobisi!) Bir nevi ses çıkarmazsak kriz Türkiye’nin kapısını çalar çalar gider diye düşünüyorlar. Fakat rakamlar ortada. Başbakan ve ekonominin bağlı olduğu iki bakan ABD’den eli boş döndü. Hatta “Sizin bir yetkiniz yok!” diyerek kaale dahi alınmadılar. Yani bir ekonomik kriz gelmiyor, krizin içerisindeyiz. Bakalım bunu kimlerin darbesine bağlayıp, mağduriyet üretecekler?

* Siber gaza: Ateizm Derneği’nin sitesi engellendi. Eline kılıç alıp küffarın üzerine saldıramayanlar bunu siber alanda yapmaya çalışıyorlar ve Dünya’ya rezil oluyorlar. Bu hafta içinde, içlerinde Ateizm Derneği’nin de bulunduğu bir çok site bir siber gaza sonucunda erişime engellendi. Bu neye yarar bilinmez? Ateizm Derneği’nin temsilcileri pek de dine dönmüş gibi görünmüyorlardı çıktıkları yayınlarda.

Engellenen diğer siteler ise Charlie Hebdo adlı derginin saldırı sonrası ilk sayısını yayınlayanlar ve doğrudan derginin kendi sitesi. Kısaca Charlie Hebdo’ya saldıran İslamcı teröristlerin başlattıkları işi, Türkiye için, birileri bitirmiş görünüyor. Dergiyi yok etmek istemişlerdi. Dergi küllerinden doğdu. Türkiye’den erişimi engelleyerek bu sınırlar içerisinde uçmasını engelliyorlar!

* Zenginler, zenginliklerini katlamaya devam ediyor. Ekonomik krizin yanında “zenginlerin zenginliklerine zenginlik” katması da hız kesmiyor. Aslında ekonomik krizden daha derin bir “çelişki”, gelir adaletsizliği… Forbes Dergisi’nin açıkladığı listeye göre en zengin 100 Türkiyeli listesine sığışan 118 kişinin servetleri bir önceki seneye göre 7.6 milyar dolar artmış. Bir başka deyişle de bu 118 kişi diğer insanların ceplerinden (sen, ben, o, biz, siz, onlar) 7.6 milyar dolar çektiler ve zenginleştiler. Borcun kişi başına yayıldığı bir dönemde, zenginlikler ise bireysel… Sadece kişi başına düşen gelirde belki zenginlerin parası bizimmiş gibi hesaplanıyor, o kadar!

* Baransu tutuklandı, dava arkadaşları dışarıda birbirine girdi. Balyoz ve Ergenekon Davaları’nın koçbaşı olan Mehmet Baransu, kendisini tutan iki kişi kavga edince havada olan her şey gibi yere düştü ve ortada kaldı. Ve bu düşüşle iç hesaplaşmaya giren iktidar bloğunun üzerinde zıpladığı bir kişi oldu. Savaş alanına döndü. Defalarca evi basıldı, arandı ve en sonunda geçen hafta tutuklandı. Tüm bu dava süreçlerinde her şeyin gelip onu bulmasında bir adalet aramak ve bulmak mümkün değil. “Davanın savcısıyım!” diyenler, davaların sonsuz destekçisi olanlar işin içinden sıyrılacak ve sonuç olarak “gazetecilik faaliyetlerini” bu işe alet eden biri mi tutuklanacak yani? Bu noktadan hareketle de bundan sonra gazetecilik de yargılanabilecek.

Bu tutuklamadan sonra ortaya çıkan başka bir ilginç durum ise Baransu’nun o dönem birlikte iş yaptığı gazetecilerin/yazarların birbirine girmesi oldu. Kimi şimdilerde itirafçı olan, kimisi ortalarda görünmeyen ama kendi yazdıklarına göre aptallık ve alçaklık arasında salınan yazarlar Baransu’nun ardından birbirlerine girdiler. Kim alçak, kim aptal bilinemedi. Bu durumun daha da devam etmesi, o dönem dönen kirli dolapları anlamak açısından verimli olacaktır.

* Bir yalanı savunmak için girmedikleri şekil kalmadı. “Kabataş Yalanı” olarak tarihe geçen hadisenin nasıl bir yalan olduğu ortaya çıktıkça bu yalanı tezgahlayanlar, onu daha çok sahipleniyorlar. Bu hafta bunun en acıklı halini gördük. İki gazetenin %100 aynı yalanı manşete taşıdıklarını görmüştük ama 13 tane yazarın aynı yalanı, aynı başlıkla (Biri yaratıcılığını kullanmış! Bir kelimeyi değiştirme cesaretini göstermiş!) savunduğunu görmemiştik. Bu net bir ne yapacağını bilemezlik hali. Yolsuzluklar ve yönetemezlik halinden dolayı gevşeyen tabanı bu yalanla kenetlemeye, “Her şeye rağmen sizi bu canavarlardan biz koruruz, bizi terk etmeyin sakın!” mesajı vermeye çalışıyorlar.

Gezi Direnişi sırasında bir iç savaş çıkarmak için atılan bu yalanın gerçek olamayacağı aslında daha ağızdan çıktığında bile belliydi. Fakat kimi zaten doğrudan sahibine bağlı gazeteciler tarafından, kimi de daha “ortada duran” gazeteciler tarafından sahiplenilince iş toplumsal bir boyuta ulaştı. Şimdi o yalana sahip çıkan, yalanı daha da kuyruklandıran gazeteciler, program program kovalanıyorlar ve ne zaman “Yargılanacaksınız!” kelimesini duydukları anda ağlamaklı bir sinirle bağırmaya başlıyorlar ve programları terk ediyorlar. Kadının beyanı esastır gibi bir ilkeyi yalanlarına alet edip kirletmeye çalışan bu kişilerin geldikleri en son nokta “Görüntülerin aksini göstermesi o saldırının olmadığı anlamına gelmez”e kadar düşmüş durumda. Sonuç olarak ülke olarak oturup bir yalanı savunmak için şekilden şekile girenleri izliyoruz. Yargılanacakları günü bekliyoruz.

* O konuştukça alanlar daha da doluyor: 8 Mart! Bir ayda 52 kadının öldürüldüğü bir ülkede hala “Kadın erkek eşit değil”, “Kadınlar, erkeğe emanet” diyenler var. Hepsi O’nun ağzıyla konuşuyorlar. O konuştukça kadınlar daha çok ölüyor, O konuştukça eşitsizliğe neden bulmak isteyenler rahatlıyor. Fakat bu hafta gördük ki, O konuştukça kadınlar daha gür sesle sokağa çıkıyor, daha kalabalık oluyorlar. Yas tutmuyorlar, isyan ediyorlar.

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Yeşil Gazete yazıları

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s