Almanya seçimlerini nasıl okumalı?

Almanya’da yapılan seçimler her zaman Türkiye’den dikkatle izlenir. Hem Türkiye kökenli seçmenlerin sayısının fazlalığı; hem de Almanya’nın Avrupa ve Dünya siyasetindeki ağırlığı ve Türkiye’nin bu ağırlığın çekimiyle hareket ediyor olması bunda önemli etkenleri oluşturur. Geçen Pazar gerçekleşen seçimlerde ise yeni bir boyuta girildi. İlk defa Türkiye’den bir siyasetçi, kendisinin etki alanında hissettiği Türkiye kökenli seçmenlere kime oy verip, kime vermeyeceklerini söyledi. Ve görünen o ki seçmenler bunu pek dikkate almadı. Çünkü iktidarı, muhalefeti ile koca bir liste sunuldu seçmenin önüne. Oy kaybedenler de, oy kazananlar da bu listede vardı. Bu işin sadece Türkiye’yi ilgilendiren kısmı… Bir de seçimlerin gerçek sonuçları var.

Sonuçlara kısaca bakarsak; iktidarda olan Hristiyan Demokrat Parti/Hristiyan Sosyal Birlik (CDU/CSU) ve Sosyal Demokrat Parti (SPD) büyük koalisyonu toplamda %13,7 oy kaybetti. Yeşiller Partisi ve Sol Parti (Die Linke) az miktarlar da olsa oylarını arttırdı. Geçen seçimde barajın altında kalan Liberal Demokrat Parti (FDP) ise oylarını %5,9 arttırarak eski gücüne geri döndü. Tüm bu sonuçların yanında aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif (AfD) oylarını %7,9 arttırarak hem ilk defa parlamentoya girmeye hak kazanıp, Almanya’nın en büyük üçüncü partisi olması en büyük sarsıntıyı yarattı.

Sarsıntıyı yaratmasının sebebi İkinci Dünya Savaşı sonrasında ilk defa aşırı sağ ve Almanya kelimelerinin politika düzleminde yan yana gelip konuşuluyor olması. Kiminin aşırı sağ, kimilerinin düpedüz NAZİ, kimilerinin de biraz daha yumuşak bir geçişle popülist sağ diyerek tarif ettiği bu hareket Avrupa’nın çoğu ülkesinden sonra Almanya’da da karşılık buldu. Peki, durum ne? Bu insanlar neden aşırı sağa oy veriyorlar?

AfD’nin başarısını değerlendiren Gazeteci Matija Stepišnik’e kulak vermekte fayda var.

“(Neo)liberal Avrupa’ya hâkim ekonomik ve toplumsal modelde kendileri için gelecek görmeyenlerin sayısı, Avrupa’nın sosyal yıkım yaşayan bölgelerinde giderek artıyor. Eşitsizlik ve sosyal dışlanma, varlıklı seçmenlerin de dâhil olduğu daha büyük bir seçmen kitlesine hitap eden AfD gibi siyasi güçlerin yeşermesine uygun zemin yaratıyor. Siyasetin seçkinlerinin, sığınmacı krizi ve bunun yarattığı güvensizlik ortamına verdikleri yanıt, korku ve önyargıları yenecek, ikilemleri yok edecek kadar ikna edici olamadı. Böylece aşırı uçların oluşturduğu tehlikeli koalisyon için kolay lokma olanların sayısı artmaya başladı.”

İşsizlik, mülteci konusu, karar mekanizmasının ulus ötesi bir yerlere gidip demokrasiyi de yanında götürmesi gibi sorunlar insanları aşırı sağa itiyor. 3-4 sene önce aşırı sağa oy vermeyen %8,1, eğer bu seçim verdiyse (ve bunu neredeyse tüm Kıta’da yaptıysa) bunun nedenini anlamak gerekli. Nazi diyerek geçiştirmenin bir işe yaramadığını sadece Fransa örneğine bakarak anlamak mümkün. Bu geçiştirmenin tek sonucu o partilerin daha da büyümesi ve “düzen partilerine karşı biz” ikiliğini ortaya koymaları oluyor. İnsanlar öyle ya da böyle aşırı sağda umudu görüyorlar. Görmeseler bile en azından umutsuzluğun nedenine onların da karşı olduklarını düşünüyorlar. Aynı kolay hedefe nefret duyuyorlar (İşini elinden aldığını düşündüğü sokakta yürüyen esmere mesela). Bu durum da büyük savrulmalara yol açıyor. Örneğin AfD’nin bu seçimde üzerine koyduğu oy miktarı 2.620.000. Bunun 40.000’i Yeşiller’den, 400.000’i Sol Parti’den ve 470.000’i SPD’den gitmiş durumda. Tüm Avrupa’da kaygıya sebep olan oy artışının neredeyse yarısı ortanın daha solunda olan partilerin seçmeni kaynaklı. Bu korkunun, umutsuzluğun ve arayışın fotoğrafı aslına bakılırsa. Aşırı sağı çözmek için bu fotoğrafı çözmek gerekli. Sol Parti’den (ki bu parti sendikal hareketin, SPD’nin sol kanadının ve kökeni Doğu Almanya’ya dayanan Demokratik Sosyalizm Partisi’nin birleşmesinden oluşuyor.) 400.000 oy aşırı sağa gitti bu seçim. Umudu o noktada aradılar, bulamadılar ve şimdi bu noktada arıyorlar. Üstün ırk arayışları yok. Gelecekten umutlu olmak istiyorlar.

Sonuçlara göre seçmenlerin umudu bulamayacaklarından emin oldukları tek parti var. SPD! Seçime giren tüm partilere oy kaybeden sosyal demokratlar hiçbir soruya yanıt olamayan, gelecek için bir umut kırıntısı ortaya koyamayan siyasetleriyle birlikte çöktüler. Üç dönemdir iktidar olan ve dördüncü dönemini arayan CDU/CSU’ya dahi oy kaybetmek akıl alır bir durum değil.

Yaşananlara yönelik bir ipucu daha var. AfD’nin en yüksek oy aldığı eyaletler Doğu Almanya’da. AfD, Batı’dan 1 oy aldıysa, Doğu’dan buna karşın 2 oy almış. Sol Parti’nin de en güçlü olduğu yerler aynı eyaletler. Büyük ihtimalle oy kaymaları da buralarda yaşanmıştır. Bu da bize arayışın ve umutsuzluğun hala Duvar’ın doğusunda olduğunu gösteriyor. Doğu Almanya sonuçlarına bir de Doğu Almanya’nın mültecilerin ve sığınmacıların Almanya’da en az yerleştirildiği yer olduğu bilgisi eklenince durum daha da enteresan bir hal alıyor. Temas eden bir karşıtlık ya da korku yaşamıyor Almanlar’ın bir bölümü. Kaygıları, korkuları mülteciler kaynaklı değil. Zaten olan bir korkuyu onların da üstüne yıkma durumu ile karşı karşıyayız.

Peki, neler olabilir? Öncelikle koalisyon ihtimalini konuşmak gerekli. Koalisyona girmeyeceğini deklere eden partileri yani SPD’yi, Sol Parti’yi ve AfD’yi denklemin dışında çıkartınca iki seçenek kalıyor. Ya Jamaika Koalisyonu ya da seçim… Almanlar renklerle partileri anlatmayı çok seviyor ve her partinin de bir rengi var. Siyah CDU/CSU, sarı FDP ve Yeşiller’in olduğu bu ihtimale de bu renkler sebebiyle Jamaika Koalisyonu diyorlar. Fakat bu seçenek özellikle Yeşiller için çok hırpalayıcı bir süreç olabilir. Partinin kendisini kaybetmesine yol açabilir. Diğer ihtimal ise seçim ki bu da aslında tüm kartların tekrar dağıtılması anlamına geliyor.

İster koalisyon olsun ister seçim hiçbir şey aynı olmayacak tabii ki. Çünkü ortada AfD’nin söylemleriyle aldığı %12,6 oy ortada duruyor. Bu oran Merkel’in övgü toplayan mülteci programını revize etmesine ya da olası bir seçimde buna yönelik vaatlerde bulunmasına sebep olabilir. İlk defa sağına baktığında bir parti görecek Merkel. Ve bu görüntü onu 2015’te açıkladığı gibi 1 milyon sığınmacıya ve mülteciye kapılarını açma kararını gözden geçirmeye itebilir. Çünkü orada AfD’nin liderlerinden Alexander Gauland ifade ettiği gibi“ülkeyi fethedeceklerinin” sözünü veren bir parti bulunuyor.

Arayışlar ne şekilde sonuçlanırsa sonuçlansın aşırı sağ artık Avrupa’nın kalbinde de kendisine yer buldu ve merkez siyaset, özelikle de merkez sol, toplumun arayışına yanıt veremediği sürece bu varlık giderek büyüyecek.

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Yeşil Gazete yazıları

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s