Etiket arşivi: 12 Haziran 2011 Genel Seçimleri

Seçime doğru – cumhuriyet halk partisi (1*)

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), 12 Haziran 2011 Genel Seçimleri için en kritik partilerden biri. Zaten sonuç olarak Meclis’te grup kuracak olan dört partiden de biri. Büyük bir değişim geçirdikleri açık. Günlük koşturma içerisinde bu görülmese de, zaman dilimlerinden parçalarla baktığımızda bu değişimi net olarak görüyoruz ve bu değişimin karşılığının ne kadarının bu seçimde alınabileceği de merak edilen nokta.

CHP’nin geçen seçimle, bu seçim arasında yaşadığı en büyük değişiklik tabii ki, Genel Başkan değişikliği. Deniz Baykal’ın yerine Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçilmesi CHP’nin yaşadığı en büyük değişiklik. (Yeri gelmişken burada, anlamadığım bir noktayı da söylemem gerekir. Baykal’ın istifa etmesiyle sonuçlanan süreç, kimliği belirsiz bir adresten değil, habervaktim adlı yaptığı haberlerle hükümet yanlısı ve muhalefet düşmanı bir çizgi izleyen bir siteden başlamıştı. Aradan bu kadar kısa bir süre geçmesine rağmen, nasıl bir medya hokus pokusuyla iş AKP’ye karşı siyasetin dizayn edilmesine çevrildi? Tabii ki AKP Genel Başkanı’nın hem bu olayı, hem de MHP kasetlerini nasıl bir silah olarak kullandığını da unutmamak gerek.) Okumaya devam et

Seçime doğru – parlamento dışı sağ

Politika konuşulurken genel olarak ayrım yapıldığında adet ilk ayrımı sağ ve sol arasında yapmaktır ki tarihsel olarak da işlevsel bir ayrımdır bu. Bundan sonra da ayrım sol üzerinde devam eder ve sağı blok olarak görme fikri öne çıkar. Bu ayrım önemlidir çünkü kişileri ve partileri anlamak ve kategorilendirmek gerekir. Fakat bu kategorilendirme sağ üzerinde pek yapılmaz. Sağ da kendisini çok anlatmadığı (daha doğrusu anlatacak donanıma sahip olmadığı) ve gücün toplandığı partilerde hep aynı isimleri görmemizden hareketle, gücün etrafında toplanmayı sevdiği/başardığı için bu kategorilendirme işi hep eksik bırakılır. Sağ ve sol ayrımı yeterli görülür.  Yine adettir ki; bu ilk ayrım yapıldıktan sonra, Türkiye’de solun ne kadar bölünmüş olduğunu söylemek gerekir.

Pratiğe bakarsak durumun pek de o şekilde olmadığını görürüz. 2011 seçimlerine toplam 13 parti giriyor. Bunları genel bir ayrıma tabi tutarsak şunu görüyoruz. Bu partilerin 10 tanesi kendisini sağda gören partiler, 3 tanesi de kendisini solda gören partiler. (Tabii ki son dönemde ortaya çıkan moda olan “Herkesi kucaklayan parti” sloganını bunun dışında bırakıyorum. Bu slogan, açıkça sağcı olduğunu söyleyemeyenlerin kullandığı bir slogan çünkü.) Okumaya devam et

Seçime doğru – adalet ve kalkınma partisi (1*)

12 Haziran seçimleri, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) için, iki dönem tek başına iktidar olduktan sonra (3 Kasım 2002 ve 22 Temmuz 2007) üçüncü dönemi de bu şekilde geçirmek adına bir fırsat yarattı. AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan bunun, sanırım Çocuklar Duymasın adlı dizinin Haluk karekterinden de esinlenerek, ustalık dönemi olacağını söylüyor. Çıraklık, kalfalık ve ustalık… Bu düşünce yapısından bakınca da, seçim reklamlarına hem geçen dönemi, hem de bir önceki dönemi koyuyor AKP. Bir iddia tabii bu. Nasıl ki, kendi dönemleri öncesini tümden, kendileriyle kıyaslıyorlarsa (bizden önce Cumhuriyet tarihi boyunca 79 yılda x kadar cep telefonu sattı, biz 6 yılda bunu şu kadar katladık gibi…), kendi iktidar dönemlerini de bir bütün olarak görmeleri normaldir. Zaten Erdoğan’ı öne çıkartan da artık yavaş yavaş kaybolduğunu gördüğümüz cürreti. Geçen seçimlerde ana muhalefet liderlerini iddiaya çağıran kişiden artık eser yok. Reklamlar da bu yönde. Okumaya devam et

Seçime doğru – başlarken…

Seçime 30 gün kaldı. Yani bir ay sonra, biz seçim sonuçlarını görüyor, seçim sonuçları üzerinden yorum yapıyor olacağız. Fakat o zamana kadar da seçim ve olası sonuçlar üzerine konuşuyor olacağız. Seçim sonuçlarını değiştirmeye yönelik hareketleri yorumlamak üzerine olacak bu konuşmaların çoğu da. İşte, “Seçime Doğru” yazıları bu konuşmaların bir üstbaşlığı. Yanbaşlıklar değişecek.

Başlarken, yani 30 gün kala, baktığımda şu görünüyor: Seçimin esas itişme noktası, AKP’nin kaç milletvekili çıkartacağı sorunu… Oy oranı değil ama, milletvekili sayısı. Okumaya devam et

Haftanın tortusu

1 Mayıs kutlandı, meydanlar doldu. / ABD başdüşmanını öldürdü, tüm Dünya’da terör alarmı verildi. / MHP’yi kasetler, CHP’yi yargı, BDP’yi herkes vuruyor. / Ali Demir!!

Okumaya devam et

Sokak oyunu bozdu

Hiç yokken, bir hafta içerisinde bir krizimiz oldu ve bu krizin çözüldüğünü gördük. Her şey başa döndü. Sanki olmamış gibi. Peki olmadı mı? Ölen gencin yakınlarına, yaralananlara ya da göstericilerin zarar verdiği bankalarda yahut PTTlerde olanlara soralım mı olup olmadığını? İnsanların üzerine bu kadar gidip, ilk önce suç yaratıp, sonra o suçla seçime sokmazsanız; ve zaten o seçimleri de baştan aşağıya onlar giremesin diye formüle ederseniz; bu sonuçlar ortaya çıkacaktır. Sonuç olarak ne kadar kırılgan bir zemin üzerinde durduğumuzu bize gösterdi bu hafta. Sokak gösterileri hakkını aldı. Sokak oyunu bozdu. Sokak AKP’nin oyununu bozdu. Okumaya devam et

Haftanın tortusu

* Her şey apaçık ortadayken, YGS iptali için ne bekleniyorlar? * Filozof itfaiyeci Efe’yi kurtarabilir miydi? * Listeler açıklandı, ortalık toz duman. Okumaya devam et

Herkesin dinlendiği Türkiye’de YGS’ye girerken Ahmet Şık okumak*

Geçen hafta öğrendik ki,  tüm Türkiye dinleniyormuş. Gazeteci Hrant Dink suikasti davasında ifade veren Emniyet Başmüfettişi Levent Yarımel, Türkiye’de kullanılan bütün telefonlara ait görüşmelerin kayıt altında olduğunu açıkladı. Çok açık ve net. Bütün telefon görüşmeleri kayıt altında. Peki neden ifade vermiş Levent Yarımel? Çünkü Dink suikastinde kayıtların değiştirilip, silinmesi yönünde şüpheler var. Demek ki, herkes dinlenebilir, her şey kayıt altında tutulabilir ama gerektiğinde de silinip, değiştirilebilir. Zaten kayıt altına almak ya da almamak ölümü engelleyebilmiş mi? Hayır! Adalet işte! Okumaya devam et