Zorunlu, bedelli ve vicdani…

Bu yazının yayına girmesinden çok kısa bir süre sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, uzun zamandır toplumun önemli bir bölümünün beklediği bedelli askerlik üzerine açıklamalarda bulunacak ve kaç yaşından büyüklerin, bedelli askerlik hakkını elde edeceği gibi, konuya dair en önemli sorunun yanıtını verecek. Bu sorunun yanıtı belli olunca, bedelli askerlik yapma “şansını” elde edenler için yeni sorular ortaya çıkacak. Onların en önemlisi de herhalde “Bu bedeli nasıl ödeyeceğiz?” Şimdilik, zorunlu askerlik için harcanacak süresinin bir ayından daha fazlasını, devletten satın alınmasının bedelinin ne kadar olacağı belli değil. Belli olan bir konu var ki, yaşı uygun olan herkes, bedelli askerliğe gitmek için kendi koşullarını zorlayacak.

Bedelli askerliğin yaşı ve bedeli konuşulurken, başka bir kavram daha yüksek sesle dillendirilerek kamuoyunun dolaşımına girdi. Vicdani Ret! Uygar ülkelerin hepsinde, tanınan bu hak, Türkiye’nin uluslararası hukuka uyma zorunluluğu sayesinde gündeme geldi.

Vicdani ret nedir diye bakarsak, kısaca şöyle özetlemek mümkün: Bir kişinin çeşitli nedenlerle eline silah almayı kabul etmemesi, ordu gibi katı hiyerarşik bir kuruma girmek istememesi ve buradan hareketle de her türlü şiddeti ve savaşmayı reddetmesi durumu. Bu nedenle de, çeşitli düzenlemelerle vicdani retçiler kamu hizmeti yaparak askerliklerini yapmış sayılıyorlar.

Bu kavramlara dair önemli bir başka nokta ise bedelli askerlik ve vicdani ret arasındaki felsefi ve politik fark. Vicdani retçi olmanın, bedellini ödeyerek askere gitmekten farkı, vicdani retçilerin çeşitli nedenlerle (politik, dini, felsefi vb.) kısa süre veya uzun süre ellerine silah almayı kabul etmemelerinde yatıyor. Buradan hareketle, zorunlu askerlik savaşın insan kaynağını sağlıyorsa, bedelli askerlik de savaşın maddi kaynağını sağlıyor demek savaş karşıtı bir dille zorunluyu, bedelliyi ve vicdaniyi açıklayabilir.

Aynı zamanda vicdani ret, bilgili, bilgisiz herkesin üzerinde yorum yaptığı gibi asker kaçaklığı da demek değil. Hele Türkiye gibi bir ülkede korkaklık demek hiç değil. Bedelli askerlik rakamlarından yararlanarak bunun böyle olmadığını anlamak çok rahat olacak. Şöyle ki, Türkiye, 30 yaş üzeri 400 bin kişinin, 35 yaş üzeri ise 200 bin kişi çeşitli nedenlerle askerlik yapmadığı bir ülke. Bu kadar büyük sayıda insan, hayatlarını normal şekilde sürdürebilirken, vicdani reddini açıklayıp, bunun her türlü hukuksal, siyasal ve toplumsal sonucuna katlanmayı cesaretle seçen ve sayıları bu rakamların binde birinden bile daha az olan vicdani retçilerin başına gelenler ortada. Hapis, işkence, bitmeyen bir ceza sarmalı (üniforma giymemekten ve emre itaat etmemekten sürekli alınan cezalar) ve en önemlisi de kamudan yok sayılma ile karşı karşıya bırakılan bu insanlar için sanırım en son söylenebilecek yakıştırmalardır, asker kaçaklığı ve korkaklık.

“Her Türk asker doğar” sloganıyla uyutulmuş ve üstü örtülmüş bir kamuoyunun bir anda bu kadar çok zorunlu askerlik dışı kavramla yüzyüze gelmesi ve kendi gerçeği ile bu kadar net karşılaşması sarsıcı oldu tabii ki. İnsanların önemli bir bölümünün zorunlu askerlikten “kaçarak” bedelli askerlik için yıllarca askere gitmemesi ve bedelliyi beklemesi, bedelli çıkınca da bankalara kredi başvurusunda bulunup, borçlanacak kadar zorunlu askerlikten, çekingen bir şekilde, uzak duruyor olmaları gerçeği bile yeterince sarsıcıyken, bir de isteyenin kamu hizmeti yapma koşuluyla askere girmemesi fikri televizyonlara çıkan asker emeklilerinin yüzlerinde bir dehşet ifadesi oluşmasına yol açtı. “Kimse askere gitmezse, kim savaşacak?” sorusunu soranlar, “kimse askere gitmezse, kimse savaşmayacak” yanıtı karşısında doğal olarak sarsıldılar. Fakat sarsıcı olduğu kadar da yararlı oldu bu durum. (Gerçi AKP hükümeti, her türlü uygar, demokratik hakta olduğu gibi, vicdani ret konusunda da bildiği yol olan, ilk önce umut yaratıp, sonra hayal kırıklığı doğurmayı başardı. Vicdani retçi olmayı, yaşamı yasal bir şekilde işkenceye çevirerek kabul edecekleri ya da hiç etmeyerek cezasını netleştirecekleri bir düzenleme bizi bekliyor gibi.)

Sonuç olarak, Türkiye son bir aydır enteresan bir durumu yaşıyor. Zorunlu askerlikle ilgili bazı masallarla uyutulduğu düşünülen insanlar, meğerse yorganlarının altında gözlerini kapatmış, masalcının bitirip gitmesini bekliyormuş. Onlar yorganlarının altında “yasal” şekilde beklerken, uyumak istemeyen çocuklar ise çoktan pencereden atlayıp, sokakta özgürce oynamaya başlamış.

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Yeşil Gazete yazıları

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s