Ocak’ın 19’undan, 24’üne

Bugün 24 Ocak. 1993 yılının 24 Ocak günü, Ankara’da, pencereden dışarı bakınca görüyorum, bugün gibi Ankara’nın kar altında olduğu bir günde, Uğur Mumcu arabasına konulan bomba ile öldürüldü. O günden aklımda kalan en net görüntü, dönemin Başbakanı gelecek diye, bombanın patladığı yerin temizlenmesiydi. Deliller, belki çözüme götürecek parçalar süpürgeyle karların arasına yığılmıştı ki, Başbakan’ın ayakkabıları kirlenmesin. Yani o kadar net başladı Uğur Mumcu’nun katillerine ulaşacak yolda yürümeye çalışanlar.

Devlet Uğur Mumcu suikastinin olduğu zamanlar daha farklı çalışıyordu herhalde ki, Hrant Dink’in benzer bir şekilde öldürülmesinden sonra olduğu gibi bir katil de yakalanmadı. Herhalde suikasti bir kaç maşanın üzerine bırakılıp, arkasındaki koca organizasyonu sıyırmak kimsenin aklına gelmedi. 24 Ocak’ın bir Ogün Samast’ı bulunamadı. Fakat benzer cümleler sarfedildi, bu ve bunun gibi faili meçhullerin ne kadar önemli olduğu, devletin bu gibi cinayetler üzerine nasıl gideceği üzerine konuşuldu. Sözler verildi, onur dendi, namus dendi, sözler kaldı. Yıl oldu 2012, sözler hala duruyor. Daha mı ilerdeyiz o zamandan, daha mı gerideyiz toplum olarak? Bence gerideyiz.

Gerideyiz çünkü; aynı şekilde cinayet işlenirken, aynı şekilde suikast yapılırken; eğer 2012’de ya da 2011’de; Hrant Dink’i ananlar ile Uğur Mumcu’yu ananlar arasında bir fark yaratılmaya çalışılıyorsa ve bu ne yazık ki yer yer de başarılı oluyorsa biz gerideyiz demektir. Acı ortak değilmiş gibi, bu iki suikastle hedef alınan “düşünce” ortak değilmiş gibi davranması sağlandıysa insanların gerideyiz demektir. Çünkü; öldürenler hala “zindeyken” ölenlerin birbirine düştüğü, mağdurların birlikte hesap sormasının engellendiği bir ortamdayız.

“Ocak’ın 19’u” Ermeni olduğu için askerde yükselmezken, “Ocak’ın 24’ü” askerliğini fikirleri yüzünden sakıncalı piyade olarak yaptı. Şimdi, birileri çıkmış “Ona tepki gösterenler, buna da gösterse” gibi terbiyesizce sözlerle ortada dolanabiliyorlar, ortada farklı bir durum varmış gibi göstermeye çalışıyorlar. Yaptıklarının öldürenlere hizmet ettiğini bilmeden, belki de daha kötüsü bilerek bunu yapıyorlar. Halbuki sokak böyle değil. 1993 yılından beri Uğur Mumcu için adalet isteyenler, 2007 yılından beri de Hrant Dink için adalet istiyorlar. Ortak olan bir adaleti istiyorlar. Sonuçta bir “şeylerde” devamlılık esas değil midir?

Eğer Ergenekon adıyla yürütülen soruşturma, gerçekten bu ülkenin derin devletine yönelik olsaydı, hadi derin devletini de geçtim, buzdağının derinlikleriyle de değil, görünen kısmıyla ilgilenseydi; bu ve bunun gibi davalar AKP muhaliflerini avlama davaları haline gelmeseydi, bugün yine “acılardan acı seçin, suikastlerden suikast seçin diyenler bu kadar açıkça bunu yapabilirler miydi? Bu yargılamalar gerçekleşseydi, duvardan bir tuğla çekilseydi ve duvar çökseydi; 1993’te olanlarla, 2007’de olanların, 1993’te kimlerin nasıl korunduğunun ve 2007’de kimlerin nasıl korunduğunun neredeyse tıpatıp aynı olduğu ortaya çıkmayacak mıydı? 1993’ün yetkilileri sonra nerelere atanmış/seçilmiş, 2007’nin yetkilileri nerelere atanmış/seçilmiş?

Başka şeyler de ortaya çıkardı o zaman. En azından Türkiye’nin derin devlet tarihinin ısrarla gösterilmek istendiği gibi 2002’den başlamadığı, derin devlet yapısının siyasal islamı hedef alarak oluşturulmadığı gibi noktaları da görürdük, bilirdik. Bize her gece kanal kanal söylenen yalanların altında yatanları da daha iyi anlardık. Belki, o zaman “Toros” kod adını nerede ve ne zaman almış olduğunu daha iyi bildiklerimizi kahraman gibi uğurlanmazdı da Torosların, Kıbrıs’ta öldürdüğü sendikacıları, solcuları anardık. Hem Torosları anmanın, hem de derin devlet mantığı ile mücadele etmenin mümkün olmadığını da anlardık.

Uğur Mumcu, Hrant Dink, topraktan fışkıran kimliği meçhul kemiklerin sahipleri… Hiçbirinin acısı, hiçbirine yapılan kanundışı davranış bir diğer tarafından onaylanmadı, onaylanamazdı. Bir cinayetin aydınlatılması, diğerlerinin de aydınlatılmasına yol açacak. Mağdurların birliği ile gerçekleşecek bunlar. Günün birinde, Türkiye de derin devletle hesaplaşacaksa, derin devletini dağıtacaksa bu ancak mağdurların birliğiyle olacak. 19 Ocaklarda da, 24 Ocaklarda da bizi sokağa dökene karşı ortak mücadeleyle olacak.

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Yeşil Gazete yazıları

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s