Haftanın Tortusu (26 Ocak – 1 Şubat)

1470985898_cdb231c9ef1-300x194* Metal işçisi greve çıktı, hükümet 12 Eylül’e sarıldı. * Çevre Dostu olmak, TBMM’ye “pahalıya” patladı. * SYRIZA’nın Yeşil bakanlı koalisyonu kuruldu. * Türkiye’nin havası ölümcül derecede kirli. * Nükleer atık gerçeği, santralden önce geldi.

* Metal işçisi greve çıktı, hükümet 12 Eylül’e sarıldı. Metal iş kolunda çalışan ve Birleşik Metal İş’de örgütlü işçiler bu hafta itibariyle greve çıktı. 10 kente yayılan 22 fabrikada başlayan greve, 19 Şubat’ta 20 fabrika daha katılacaktı ki, AKP hükümeti metal işçisinin hakkını aramasına gerçek bir 12 Eylül tavrıyla “Dur!” dedi. Evren’in gözleri yaşarmış olmalı. Grev 60 gün ertelendi. Gerekçe ise grevin milli güvenliği bozucu olması. Aslına bakılırsa geçtiğimiz senelerde cam işçisinin grevi dahi benzer sebeple ertelenmişti. Metal işçisi de aynı kaderi paylaştı. Belli ki AKP hükümeti işçilerin haklarını araması ile milli güvenlik arasında bir ters orantı görüyor. Yoksa 13 yılda 7 kez grev erteleme yolunu seçmezlerdi. Ya da başka bir açıdan bakarsak AKP hükümeti milli güvenlik ile patronların çıkarlarını aynı görüyor. Ağızlarından düşürmedikleri “milli irade” kavramına da bu gözle bir daha bakmak gerek.

Metal işçisinin milli güvenliği bozan taleplerini kısaca hatırlamak iyi olur. AKP’nin bizi nasıl bir güvensizlikten koruduğunu görmüş oluruz:

+ Birinci altı ay için saat ücreti 5,58 TL’nin altında olanların ücretleri 5,58 TL’ye tamamlandıktan sonra, 8,97 TL’yi geçmemek üzere 40 kuruş iyileştirme. Bu tamamlama ve iyileştirme işleminden sonra tüm işçilere yüzde 5 artı 105 kuruş zam.

+ Var olan tüm sosyal ödemelerin yüzde 30 oranında artırıldıktan sonra asgari ücret gün sayısıyla toplu iş sözleşmesinde yer alması.

+ Haftalık çalışma sürelerinin 45 saatten 37,5 saate düşürülmesi, günlük asgari 30 dakikalık dinlenme molalarının çalışma süresinden sayılması ve yıllık izin sürelerinin uzatılması, vergi dilim artışı nedeniyle yıl içinde işçilerin uğradığı gelir kayıplarının işverenler tarafından karşılanması.

* Çevre Dostu olmak, TBMM’ye “pahalıya” patladı. Devlet kurumlarının ucunda bir “yeşil fon” ya da bir AB fonu yoksa çevre dostu uygulamalara pek de ilgi gösterdikleri söylenemez. Fakat Türkiye Büyük Millet Meclisi, çevre dostu bir uygulama yapmak için yola çıkmış ve ortaya çıkan ürüne bakılırsa buna pişman olmuş durumda. Aslında olay inanılmayacak kadar garip ve bir o kadar da basit. Komisyon tutanakları arkaları kullanılsın diye defter haline getiriliyor ve dağıltılıyor. Bu kadar! Fakat tutanakta yazanlar… CHP Grup Başkanvekili olayı şöyle anlatıyor: “Bakın, Meclis Soruşturma Komisyonu raporu elimde, bir tuğladan daha da fazla kalın, tam 1178 sayfa. Biz ‘Bunu halka nasıl mal edelim, nasıl anlatalım?’ diye düşünürken, eksik olmasın, Meclis Başkanlığımız önemli bir çalışma yaptı ve herkese okunabilir bloknotlar gönderdi. Ne var bu bloknotlarda? Şimdi açıyoruz sayfanın bir tanesini, Rıza Sarraf diyor ki bloknotta: ‘Ağabey, yarın güzel bir çikolata kutusu yaptır, çok pahalı olmasın. Bir tane de gümüş tepsi al, 500 bini yerleştir içine.’”

Yayılmaması için basına dahi yasak getirilen bir konunun, TBMM eliyle basılıp dağıtılması, daha sonra yapılanın anlaşılması ve defterlerin danışmanlardan, çalışanlardan toplanmaya çalışılması… Bir “şeylerin” gizlenmesi de, çevreci uygulamalar yapmak da çok kolay değil bu devirde!

* SYRIZA’nın Yeşil bakanlı koalisyonu kuruldu. Neredeyse 10 gündür, Türkiye kamuoyu hiç olmadığı kadar başka bir ülkenin politik yapısıyla ilgileniyor. SYRIZA’nın seçim zaferi siyasi yelpazenin her türlü kanadına heyecan ve sahiplenme duygusu taşımış durumda. Ege’nin bu tarafında iş SYRIZA sembolüne sahip çıkma yarışı şeklinde sürerken, suyun öte tarafı elini çabuk tutuyor. Seçimi kazandığı günün ertesinde SYRIZA hükümeti kuruldu. Gerekli olan 3 sandalye için ise “enteresan” bir ortak seçildi ve merkez sağın da sağında bir partiyle koalisyon kurdu. Bu ortaklığın iki taraf için de geçerli sebepleri vardır tabii ki ama şu anda kesin ve sevindirici olan kabinede Yunanistan Yeşilleri’nden de bir üye olduğu. Seçime SYRIZA ile giren Yeşiller artık kabinede temsil edilecek. Küresel Yeşil Mücadele için güzel bir haber.

* Türkiye’nin havası ölümcül derecede kirli. Türkiye’de yoğun olarak yaşanan ama nedense yokmuş gibi davranılan bir çevre felaketi var. Hava kirliliği. Şehirlerin üzerinde gözle görülür şekilde bir bulut var ve biz de o bulutun içerisinde nefes alıp, yaşamımızı sürdürüyoruz. Her nefes de solunum yollarına biraz daha kirlilik oturtuyor. Ankara, Düzce, Samsun ve Denizli’de kirlilik çok üst düzeyde, bunun haricinde diğer şehirlerde de durum çok iç açıcı değil.

“Daha fazla kömür, daha az yeşil” sloganıyla hareket ettiğimiz sürece bu kaçınılmaz olacak. Örneğin Ankara… Şehrin içerisinde yeşil alan olarak sayabileceğiniz üç tane yer var(dı). Atatürk Orman Çiftliği, ODTÜ Ormanı ve Eymir Gölü. İlki yok edildi, edilecek. Saray kuruldu. Yol geçirildi, Lunapark kuruluyor. İkincisinin içerisinden yol geçirildi. Üçüncüsünün çevresi yapılaşmaya açılmak isteniyor. Tüm bunları yapan zihniyet aynı zamanda kömürle kolkola bir zihniyet. Çıkartırken de kömürcü, dağıtırken de kömürcü… Bu denklemden de ölümcül derecede kirli havalar dışında bir sonuç çıkmıyor.

* Nükleer atık gerçeği, santralden önce geldi. Nükleer santrallerin en büyük handikaplarından bir tanesi oradan çıkan atıkların ne yapılacağı sorunu. Daha bu soruna yanıt verebilen bir ülke çıkmadı. Bulunan en parlak çözüm bu atıkların başka bir ülkeye “gönderilmesi.” Hatta Türkiye’de önemli bir gazeteci bu çözümü “Aha Afrika orada, parası neyse veririz, göndeririz atıkları” şekilde formüle etmişti. Fakat herkesin bir Afrikası var ve “17. büyük ekonomiye sahip, tüm Dünya’nın üzerine oyun oynadığı, Avrupa’yı geride bırakan Türkiye” de radyoaktif atıkların adresi. Yani birileri de “Aha Türkiye orada, parası neyse veririz” demiş olmalılar ki, Kuito adlı radyoaktif atık yüklü gemi sökülmek üzere İzmir Aliağa’ya geliyor.

Kuito FPSO, 2000 yılından bu yana Angola açıklarında ham petrol işlemek üzere kullanılan bir gemi. 2014 yılında geminin sökülmesi için ihale yapılıyor.

Kuito için yapılan tank etüt çalışmalarında, güvenlik ve üretim oryantasyonuna bakıldığında; geçmiş oniki ay içerisinde tank, ekipman, borular içerisinde konsantre olmuş yoğun radyasyon seviyesi yüksek maddeler ve tank dibi karbon külleri ile yaklaşık 1000 ton petrol atığı beyan edilmiş. Texcom firması tarafından 2013 Aralık ayında yapılan radyasyon ölçümlerinde, gemide  AREA (Autridade Reguladora da Energia Atomica) standardında belirlenen eşik değer olan 0.23 uSv/saatin üzerinde harici gama dozu değerlerine rastlanmıştı.. Ayrıca 5 tank için arkaplan radyasyon değerinin 5 katı düzey radyasyon dozu ölçülmüş.

Kısaca gemi tehlikeli bir gemi ve Türkiye’ye girdiği anda geri dönüşü olmayan bir kirlilik ile bizi karşı karşıya bırakacak. Geminin gönderilmek istendiği İzmir ve Aliağa çevre mücadelesi açısından tecrübeli ve bilinçli. Çevre Mühendisleri Odası başta olmak üzere orada bulunan örgütler de bu duruma karşı çıkıyorlar fakat radyasyon yerel bir sorun değil, nükleer de olsa, eski bir gemi de olsa bu mücadele ve sonuçları hepimizi ilgilendiriyor.

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Yeşil Gazete yazıları

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s