Doğa bir sonraki seçimi görür mü?*

Go-Green-35-Forest.imdex20620-1000x600Türkiye’de siyasette yaşananları karamsar şekilde değerlendirenlerin neredeyse hepsine hakim olan kanı 7 Haziran 2015’te gerçekleşecek olan seçimlerin, Türkiye’nin parlamenter demokraside yaşadığı son seçim olabileceği yönünde. Türkiye’deki daha karamsarlar ise belirsiz bir zamana kadar yapılacak olan son seçimin önümüzdeki olduğunu iddia ediyorlar ve bu iddialarını yaşananlarla destekliyorlar.

Ortaya çıkan anketlerle bu karamsarlık biraz dağılır gibi olsa dahi orada da geçmiş seçimlerden kaynaklı bazı olumsuz hatıralar devreye giriyor ve sandığa atılan oy ile sandıktan sonuçlara yansıyacak oyların aynı olmaması ihtimali üzerinde duruluyor. Yerel seçimlerde yapılanları hatırladığımızda da bu tip bir karamsarlığın çok da temelsiz olmadığını söyleyebiliriz. Başkentte yaşananları düşününce bunlar bir genel seçim provası olarak da adlandırılabilir.

Kısacası Türkiye’nin geleceğine baktığımızda karamsarlar çok da haksız sayılmazlar. Rusya ve Mısır arasında gidip gelen demokrasi düzeyimiz artık yazılı kuralların da gözetilmediği bir döneme girdi. Seçimlerin tarafsızlığının ve güvenilirliğinin teminatı olarak görebileceğimiz Yüksek Seçim Kurulu’nun, yine tarafsız olması gereken ama öyle olmayan Cumhurbaşkanı’nın karşısında nasıl da boyun eğdiğini hep birlikte görüyoruz ve yaşıyoruz. Cumhurbaşkanı ve Başbakan ülkeyi bölüşmüş şekilde mitingler yapıyorlar ve aynı cümleleri, aynı kişilere, aynı tonda söylüyorlar. Bir taraftan seçmenin silah zoruyla oy verdiği gibi bir iddiayı dillendirirlerken, bir taraftan da memurları mitinge gelmeye ceza ile “razı” ediyorlar, bir taraftan da esnaflara akla hayale gelmeyecek yöntemlerle baskı uygulayıp, propagandalarını dinlettiriyorlar. Bir demokratörlük döneminin içerisindeyiz. Fakat umut var ve o yüzden de insanlar sokakta seçimlere hazırlanıyorlar.

Fakat öyle bir konu var ki, karamsarların haklı olabileceği ve hatta daha da karamsar olmamızı gerektirecek kritik bir noktadayız. Çünkü kendi hakkını, hukukunu en asgari düzeyde de olsa savunabilecek olan insanların özne olduğu bir düzlemde yaşananlar böyleyken, bir hak öznesi olarak tanımlanması çok zor olan doğa konusunda yaşananların düzeyini düşünmek bile insanı korkutuyor. Bu yüzden de 2015 seçimi Türkiye’de doğanın son seçimi olabilir. Ya da başka bir şekilde söylersek; bir sonraki seçimde partilerin çevre politikaları ya da ekoloji politikaları üzerine konuşmamıza gerek kalmayabilir. Çünkü doğa bir sonra ki seçimi görmeyebilir. 13 yıllık iktidarı boyunca doğaya geri dönülemeyecek hasarlar verdi AKP ve önümüzdeki dönemde yapmayı planladıklarıyla da doğanın ve insan yaşamının üzerine kapıyı bir daha açılmamak üzere kapatabilir. İşte karamsarlık buradan geliyor. Karamsarlık, AKP’nin yaptığı hiçbir şeyi hata olarak görmemesinden ve daha da fazla devam ettirmek istediğini söylemesinden geliyor.

Öncelikle en tehlikelisine bakarsak AKP’nin nükleer santral sevdası hukuk tanımaz bir şekilde ilerliyor.  Mersin’den sonra Sinop hedefte; Sinop’tan sonra sıra başka yerlere de gelecek. 2019’da nükleer santralların temelleri Anadolu’nun üç noktasına saplanmış olacak ve bununla birlikte doğa da biz de, atık sorunundan yeni doğanların kanser riskinin artmasına; deniz yaşamının bitmesinden turizm sorununa kadar birçok konuda batağa saplanmış olacağız. Yapılması bir felaket, işletilmesi bir felaket, sökülmesi ise ayrı bir felaket olan nükleer santralin bu ülke topraklarında devreye girmesi demek, geri dönüşü olmayan bir yola komşu ülkelerle birlikte çıkmamız demek.

Bunun yanında Karadeniz’in, Ege’nin, Akdeniz’in son doğal alanları da HES’lere, turistik tesislere, yapılaşmaya ya da dalgalar alsın, heyelan yutsun diye yollara kurban edilecek, ediliyor. Daha bir kaç gün önce doğal alanları betona ve HES’e boğulan karacalar boğuldu yapay göletlerde. Boğazdan geçmeye çalışan domuzlar, göç ettiklerinde Kuzey Ormanları’nı bulamayacak olan kuşlar ya da nesli tükenen diğer canlılar. Hepsi hem bizim büyük bir kaybımız hem de gelecek için bizi neyin beklediğini de gösteren ufak ama derin örnekler.

Böyle gittiği taktirde el değmemiş bir nokta 2019’da kalmayacak. Seçimini doğayı karşısına almak olarak yapan hükümet, Türkiye’yi Küresel İklim Değişikliği’ne katkı veren ülkeler arasında kimseyi yanına yaklaştırmadan zirvede tutuyor ve herhangi bir adaptasyon programı da olmadığı için artık uç iklim olaylarına karşı da savunmasısız. Yani hem iklimi bozuyoruz ve bozacağız, hem de bu bozukluktan etkileniyoruz ve etkileneceğiz. Tüm bunların karşısında Başbakan’ın iklim değişikliği ve onun etkilerine karşı söylediği tek söz, muhalefetin elindeki İzmir’in sel yaşamasına yönelik olarak “dalga geçmesi.” (Ve sonrasında Ankara’nın da sel altında kalmasıyla onunla dalga geçilmesi…)

Geçtiğimiz seçimde ortaya atılanların “iyi ki” fos çıkmasından dolayı olsa gerek bu seçimde doğayı maliyetsiz olarak gören çılgın projeler ortaya dökülmedi. Fakat üçüncü köprü ve havaalanı için yapılan tahribat tüm açıklığıyla ortada artık. Bugünden sonra projelerin tamamlanması değil, açtıkları yaraların onarılması gerekiyor. Elbette eskisi gibi olmayacak ama neresinden dönülse kârdır. İstanbul susuzluktan kırılırken ve şehir çevresinin tüm su kaynaklarını da yutmuşken eğer uçağa atlayıp doğal dengesini koruyan bir ülkeye gidecek kadar paranız olacaksa 2019 için karamsar olmaya gerek yok. O zaman kendinize yeni bir doğa alabilirsiniz ama milyonlar burada yaşamaya devam edecek.

Sonuç olarak siyasi ve gündelik hayatın gelgitleri arasında karamsar bir tablo görmek mümkün.  Düzelir mi? Tabii ki düzelir, düzelecek. Fakat doğa için bu durum geçerli değil. Bazı geri dönülmez noktalarımız var ve 2015 doğanın son seçimi olabilir.

Bu sebeple partilerin doğa politikalarını öne çıkarmaları, siyasi dayanakları bu noktadan da oluşturmaları gerekliydi ama ne yazık ki yine doğa bir yan unsur olmaktan öteye geçemedi. Fakat buna rağmen seçmen olarak bizim oy verirken 2019’da iklim sebebiyle kaçılan bir ülkede yaşamak isteyip istemediğimizi kendimize sormamız gerekir. Hem de kaçamayacak olan milyonlardan biriysek.

* Bu yazı Gyank‘ın Haziran 2015 sayısında yayınlanmıştır.

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Gyank yazıları

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s