Trump’ın Başkanlığı, Türkiye’nin referandumu

Dünya üzerinde başkanlık ile yönetilen ülkeler denildiğinde akla gelen ilk ülke genellikle Amerika Birleşik Devletleri’dir. Bu hem ABD’nin Dünya gündemini işgali hem de kendi gündemini de diğer ülkelere iyi “satabilmesi” ile mümkün oluyor. Siz öyle düşünmeseniz de bir anda ABD, sizden biri oluveriyor ya da kendi ülke yönetiminizin aldığı kararlardan sonra sizi en çok etkileyen kararlar ABD’li yöneticilerin aldıkları kararlar oluveriyor. Bu yüzden de Donald Trump’ın başkanlığa giden yolu, bu yolda ağzından çıkanlar, başkanlığı ve sonrasında yaptıkları da tüm Dünya’yı olduğu gibi bizi de ilgilendiriyor.

Fakat Trump’ın bu sürecini benzerlerinden ayıran, diğerlerinden özel kılan durum ABD’nin başkan seçim süreci ile Türkiye’nin başkanlık gündeminin zamansal olarak örtüşmesi oldu. Başkan nedir? Nasıl bir şeydir? Ne yapar gibi sorulara elle tutulur yanıtlar veremeyenler hemen ABD’den kopya çekti.

İnternette bir görsel dolaşıyor. Görenler olmuştur. Birleşmiş Milletler İnsani Gelişmişlik Endeksi’ne göre ilk 10 ve son 10 sıradaki ülkelerin listelendiği bir görsel bu. Buna göre ilk onda 9 ülke parlamenter demokrasi ile yönetilirken, son 10 ülkenin tamamı ya yarı başkanlık ya da başkanlık ile yönetiliyor. İlk 10’da yer alıp, parlamenter demokrasi ile yönetilmeyen tek ülke de ABD.

c11cpf8xgaawcg-jpg-large

İşte ABD’de görevi devralan ve sıfatını “Seçilmiş Başkan’dan” “Başkan’a” çeviren Trump, politikacılarda, özellikle de popülist politikacılarda, çok da alışık olmadığımız bir davranışı sergiledi ve seçimden önce söylediği sözlerin arkasında durdu. Meksika sınırına duvar çekmekten, özelde Müslümanlara genelde de tüm göçmenlere yönelik kısıtlayıcı politikalara; Obama’nın sağlık reformunu ortadan kaldırmaktan; toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik özgürlüklere saldırmaya kadar ne dediyse kısa sürede kolları sıvadı Trump.

Peki, ne oldu? Başkan Trump, bir kararnamenin altına imza koyup, güçler ayrılığının getirdiği bazı karar mekanizmalarını atlayarak yedi ülkeden ABD’ye girişleri kısıtladı. Uçaklarına binenler havaalanlarında kaldılar, bazıları daha binmeden çevrildi. Amerikalılar havaalanlarına gittiler. Bu kısıda karşı gösteriler yaptılar, politikacılar, sanatçılar, gazeteciler, bilim insanları bu durumu protesto ettiler ve en sonunda da bağımsız yargı (Hani diğer partiden Başkan seçilen Obama salona girdiğinde ayağa kalkmayan, yani ne o zaman Cumhuriyetçi ne şimdi Demokrat olan yargı) bu yasağı kaldırdı ve Trump’ın hamlesi de böylece ortada kaldı. Bunlar ne zaman oldu? Türkiye’de tüm parlamenter sistemin kaldırılacağı, üstüne üstlük yargının da bağımsız olmayacağı bir sistem için halk ikna edilmeye çalışılırken oldu. Yargıyı, parlamenter sistemi “ayak bağı” olarak görenler, ancak oralar “yol olurlarsa” güçlü Türkiye’ye ulaşılabileceğini söyleyenler ile Trump’ın Müslümanları, ABD’ye almamasına karşı karınlarından tepki gösterenler de aynı kişiler üstelik.

Karından tepki gösterme durumu önemli. Önemli çünkü başka bir soruna işaret ediyor. Bu duruma açıktan tepki gösterememek bir çok yanlış vaziyet alışın sonunda ortaya çıktı çünkü. Türkiye için başkanlık sistemini düşünenler, Dünya için de yeni bir Birleşmiş Milletler sistemi hayal ediyorlar. Gayet güzel tabi… Fakat ABD’nin dördüncü sınıf ünlülerine “Dünya 5’ten büyüktür” rozeti takarak hayata geçirilebilecek bir değişim değil bu. Hele de Dünya, “Dünya Savaşsız 70 Yıl” gibi bir başlık üzerinde dururken. Yani sistem amacına ulaşmışken. Hadi diyelim ki yine de böyle bir girişim ve kampanya çabası var. Düşünün, ABD’nin Başkanı, 7 Müslüman nüfusu ağırlıklı ülkeye yönelik olarak bir yasak koyuyor. Bu yasak sağ popülizm havasını da arkasına alarak yaygınlaşabilir, bu ülkelerin adı küresel cihatçı terör ile daha fazla anılabilir vs. Kanada buna tepki gösteriyor. Fransa buna tepki gösteriyor. İran, Meksika, Endonezya buna tepki gösteriyor. Türkiye göstermiyor. Gösteremiyor. Çünkü Türkiye, ABD seçimlerinde tüm yatırımını Trump’tan yana yapmıştı. Trump karşıtlarını bir merkezden para alan insanlar olarak göstermişti. Havaalanlarında demokratik haklarını kullanan ve Müslümanları kapıları elleriyle açarak ülkeye sokan insanlara “üst akıldan para alanlar” olarak baktılar. Hatta hala bile ulus ötesi şirketlerin, yani ulusal sınırları aşan şirketlerin Trump’ın sınırları belirginleştiren politikasına karşı durmasındaki politik ve ekonomik anlamı göremeyip komplolara başvuruyorlar.

Sonuç olarak Trump yemin ettikten kısa bir süre sonra istemeden de olsa Türkiye politikasını etkileyebilecek, etkilemesi gereken hamleler yaptı. Güçler ayrılığının önemini ve bu ayrılıkta bağımsız yargının gerekliliğini tersten de olsa anlattı. Sokak gösterilerinin, sanatçıların karşı çıkışlarının da demokrasi için olduğunu, bunların arkasında bir akıl aramanın sadece ve sadece çağdan uzaklaşmak olduğunu gösterdi.

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Yeşil Gazete yazıları

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s