Eyvah! Yeni bir demokrasi paketi geliyor

Son günlerde gitgide daha net görüyoruz ki üzerimize doğru bir tren geliyor! Demokrasi treni bu. Demokrasi treni tam üstümüze doğru geliyor. Kimilerini çoktan altına aldı bile…

Demokrasi treninini hatırladınız mı? Hani şu istenilen durakta inilen demokrasi trenini? Belli bir yere kadar gayet güzel gidilen, belli bir yerden sonra artık yarar değil zarar getiren treni? Tahmin edebileceğimiz gibi tren şu anda tam dolu değil. Birileri çoktan trenden inmiş durumda. Aynen söyledikleri gibi, istenilen durak geldiğinde birileri indi. Trenin adı demokrasi kaldı, görevi muhalifleri altına almak oldu. Başka trenler de benzer işlevleri görüyor. Avrupa Birliği’nin getirdiği özgürlükler gibi, siyasetin üzerindeki vesayet gibi ya da kuvvetler ayrılığını besleyen bağımsız yargı gibi. Yandaş yargı istemeyenler şimdi blok listelerle yargıyı yönetiyor, müzakerelere başladık diye gündüz vakti havai fişek atılan Avrupa Birliği’ne kötü esprilerden sorumlu bakanlar atanıyor. O trenlerde de istenilen duraktan çoktan inildi çünkü…

İçi boş demokrasi trenimize dönelim. Nasıl bir şekilde üzerimize geldiğini görüyoruz, yaşıyoruz. İstanbul’da Odatv duruşmalarında gazeteciler yargılanırken, Diyarbakır’da KCK duruşmalarında seçilmiş siyasetçiler yargılanıyor. Haftanın hangi günü, kime baskın yapılacağı belli değil. İşin ilginç yanı, baskın yapılan kişilerin de nelerden suçlanacağı, hangi torbaya atılacağı belli değil. Evden çıkan ve tamamen yasal olan kitapların adlarına göre KCK’lı da olabilirsiniz, Ergenekon’a da üye olabilirsiniz, herhangi bir sol örgüte de… Ya da tarihi sol örgütlerin isimlerinin birleşmesinden oluşan bir “yokörgüt”te de kendinizi bulabilirsiniz. Deliller bir şekilde bulunur zaten. Sonra da devreye başka kurumlar girer, sizin kardeşinizin 30 yıl önceki kocası üzerinden tüm örgütleri birleştiriverir. 2011’de Türkiye’de demokrasi böyle bir şey! İsteyen, istediğini her şeyle suçlayabiliyor.

Eksiği çok fazla vardır bu örneklerin ama fazlası yoktur. İşte böyle bir ortamda Başbakan yardımcısı Beşir Atalay çıktı ve yeni bir demokrasi paketi üzerinde çalıştıklarını açıkladı. Korkmak için bir neden! Bu kadar demokrasi bile cezaevlerini doldurmaya, insanlara “gık” dendiğince gaz atıp, “guk” dendiğinde cop vurmaya yetiyor. Her paket açıldığında şiddet arttı, baskı arttı çünkü.

Bizim demokrasi paketlerimiz öyle her demokrasiye benzemiyor çünkü. Mısır’a gelen demokrasiyle, Rusya’da yaşanan demokrasiler arası bir konumdayız. Bu yüzden de “demokrasi paketinin içerisinden, insanların yaşadıkları yöreye yapılacak bir yatırım hakkında söz söyleme hakları çıkar mı? Yoksa bu paketten de mi HES’lere direnenlerin payına polis, jandarma, asker, gaz ve cop mu düşecek?” diye sormak aslında bomboş bir hayalin göstergesi. “Demokrasi, halkın kendi hayatı üzerinde söz söylemesini bile teminat altına alamıyorsa nasıl bir demokrasiden bahsedebiliriz?” sorusunu sormak ise tehlikeli sularda yüzmeye denk geliyor. Başka bir örnekle de test etmek isteyebiliriz bu paketi! 21 Aralık’ta bir grev oldu! Özellikle sağlık çalışanlarının yoğun katılımı demokrasi paketini masanın altında bekletenleri çok rahatsız etti. Sağlık Bakanı, greve katılmayanlara teşekkür etti! Hangi demokraside ve o demokrasilerin hangi paketlerinde vardır greve katılmayıp, hakkını arayan meslektaşlarını sabote edenlere teşekkür eden bir bakan? Tabii ki bizim “paketli demokrasimizde!” Grev gibi çalışanların doğal bir hakkı çıkar mı bu paketten? Bu demokrasi paketinin içinden arkadaşlarına destek olsun diye saçlarını kestiren ve bu olaydan sonra tutuklanan öğrencilerin hakları çıkacak mı? Füze kalkanına karşı çıktığı için polisiyle, zabıtasıyla dayak yiyenlerin hakları çıkacak mı?

Ben size tahminimi söyleyeyim. Çıkmayacak. Demokrasiden ne anlaşıldığını, ülkenin batısında muhalifler, doğusunda muhalifler yargılanırken İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin çok net açıkladı:

“Bakan Şahin, bir terörle mücadele bir de mücadele edenle mücadele eden bir yapının bulunduğunu kaydetti. Şahin, birilerinin saptırarak, kendine göre gerekçeler uydurarak, makulleştirerek teröre destek verdiğini belirti:

“Neyiyle veriyor, belki resim yaparak tuvale yansıtıyor. Şiir yazarak şiirine yansıtıyor, günlük makale, fıkra yazarak oralarda bir şeyler yazıp çiziyor. Hızını alamıyor terörle mücadelede görev almış askeri, polisi doğrudan çalışmasına, sanatına konu yaparak demoralize etmeye çalışıyor. Terörle mücadele edenle bir şekilde mücadele ediliyor, uğraşılıyor. (…) Yani demokrasinin bütün nimetlerinden yararlanarak terör her yere bir şekilde ayrık otu gibi uzanmış vaziyette. Yerine göre sadece şarkı söylüyor ama üç şarkının arasında bir tane de seyirciye bir şeyler söylerken arada bir güzel cümle sarfediveriyor. Ne alırsan al, ne anlarsan anla. Sanat icra ediliyor sahnede. Ne yapacaksın, sanata karşı değiliz ama işte bunları bir cerrah hassasiyetiyle ayırt etmek durumundayız, bunları hepimiz bilmek durumundayız. Terör, terörle mücadele, bir de mücadele edenle mücadele eden bir yapı var. O psikolojik harekatın farkındayız.”

İşte hükümetimizin demokrasi anlayışı bu. Sorgusuz sualsiz bir itaat, farklı fikirlerin gideceği yerin belli olması. Bir cerrah titizliğinde muhaliflerinden ayrılmış bir toplumda yaşanacak demokrasi. Kısaca aynı treni gibi, kendisinin de içi boş bir demokrasi.

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Yeşil Gazete yazıları

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s