AKP şükretmemizi istiyor!*

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, tinerci ve isyankar bir nesil yetiştirmek istemediğini ve alternatif olarak da dindar bir nesil yetiştirmek istediğini söylemesinden hemen önce, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, dışarda özgürlük yok diyorsunuz, o zaman biz de sizi hapse atıyoruz, fakat yine yaranamıyoruz. Özgürlük yok demeye devam ediyorsunuz! Bu nasıl iş? Demek ki neymiş? Hapiste olmamak bir özgürlükmüş. Çıkarsanıza özgürlüğün tadını dedi. İçişleri Bakanı’nın özgürlük yok diyeni içeri atıyoruz ki, dışarda olmanın da bir özgürlük olduğunu anlasın demesinden kısa bir süre sonra da, bu sefer söze giren AKP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Gedikli, dışarda olan ama çok dışarda olan, yurtdışı!, yazar Paul Auster ile Ergenekon ve Neocon’un bağlantısını kuruverdi. (Bunda ses benzerliği de etki olmuş olabilir.) Gedikli aynı konuşmasında Paul Auster ile birlikte Noam Chomsky’yi de Ergenekon ile İsrail arasındaki bağı kanıtlamak için örnek verdi.

Her şey ne kadar güzel değil mi? Dindar olmayanlar tinerci, özgürlük yok diyen herkese bakanlık demokrasi ve özgürlük getiriliyor, demokrasi ve özgürlük içerisinde yaşadığını gösteriyor. Hükümet içerideki muhalifleri belli davalara bölerek tasnif etmeyi bitirdi, sıra Türkiyeli olmayan muhaliflere geldi. Halbuki böyle olmayacaktı değil mi? Türkiye’ye adım adım demokrasi gelecekti. AKP demokrasinin yıldızıydı. Herkes özgürce fikrini söyleyecek, barış içerisinde yaşayacak, istediği konsere gidecek, istediği fikrin yayılması için düşüncelerini açıklayabilecekti. Formül hemen hemen, küçük bir sapma dışında tuttu. Bir de AKP’li olanlar dışında herkes demokrasi ve özgürlük düşmanı olmasaydı!

Böyle bir iki, üç gün geçirdikten sonra, Türkiye’nin demokrasi alanında, insanların kendilerini ifade etmeleri alanında ve hepsinden önce, insanların diledikleri gibi yaşayabilmeleri alanında bir adım ileri atabileceğini düşünebilir miyiz? (Biz çoktan bıraktık diyenler çoğunluktadır!) AKP’den böyle bir adım bekleyebilir miyiz? Örneğin, bir anayasa çalışması sürüyor. Kısa bir metin olacağı ve hızlı yazılması gerektiği ısrarla vurgulanan bir anayasa. Bu anayasa yazım sürecine, sadece ve sadece yukardaki üç sözün filtresinden baktığımızda ne görürüz?

Partiler, STK’lar, meslek örgütleri, bireyler gidip anayasa için önerilerini sunuyorlar. Peki bu öneriler Başbakan’a göre tinerci bir nesil yetiştirmek içinse ne olacak? Bu öneriler “dindar bir nesil ülküsüne” uygun olmadıkları zaman ciddiye alınmayacaklar! Çöpe atılacaklar ama anayasamız katılımcı olacak! Dindar olmayanlar, yani tinerciler ve isyanlarlar katılamayacak, olsun! Tinerci olmaktan kurtulduğumuz için şükretmeliyiz!

Mevcut Türkiye’yi (105 gazetecinin hapiste olduğu ve Dünya üzerinde terörist diye suçlanan insanların büyük bölümünün yaşadığı ülkeyi) demokratik bulmayıp daha ileri hale getirmek isteyen öneriler de geliyordur anayasa için. “Dikta sadece askerden gelmez, 28 Şubat’ta, 12 Eylül’de yazarlar işten çıkartılıyordu, şimdi ses çıkarmalarına bile izin verilmiyor.” diyenler dahi oluyordur belki ama sonuç değişmeyecektir. Onlar da ciddiye alınmayacaklar! Hatta bu durum da terörist sayılmak için bir neden olarak bile görülebilir. Çünkü, Türkiye’nin pürüzsüz, parlak demokrasisini lekeli olarak göstermek isteyenler sırasıyla, Ergenekon, Neocon ve İsrail! Paul Auster’in kitaplarını basan yayınevi de bu üçlünün tam ortasında duruyordur herhalde! O zaman da bize ne kalıyor? AKP’nin bizi daha fazla demokrasi isteyenlerin şerrinden korumasını beklemek ve mevcut durum için şükretmek!

Sonra ortaya çıkan anayasa (çok şükür ki!) bizim ilk sivil anayasamız olacak. Büyük ihtimalle de; bu dindar, verili durumu en özgür ve demokratik durum sayacak olan anayasaya karşı çıkacak olanlar da askeri anayasa savunucuları olarak nitelendirilecek. Bu kadar katılımcı bir süreci dahi beğenmeyenler de başka bir şey olamaz zaten! Onları da İçişleri Bakanı özgürleştirecektir.

Sonuç olarak bu sözlerin filtrelemesiyle her konuya bakabiliriz. Anayasa yazım süreci sadece bir örnek. Çünkü AKP’nin bir kulvarda yaptıklarına şaşırıp, inanamayıp, başka bir kulvarda ondan demokrasi beklemek gibi bir olgu mevcut. Bunun böyle olmadığını anlamak için, sadece bu üç söz ışığında değerlendirme yapmak bile yetecektir. Nasıl bir Türkiye hayal edildiğini görmek için sadece bu üç söz bile yetecektir.

*Dindar neslin başlığı da böyle olmalı!

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Yeşil Gazete yazıları

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s