Soma, Yırca, Ermenek: Madende ölmemek için zeytin dalına tutunmak*

Ekran Resmi 2014-11-07 17.18.36Ermenek’te meydana gelen katliamdan sonra gelenekselleşmiş ilk gün ziyaretini yapan Başbakan Ahmet Davutoğlu, kendisinin de o bölgenin bir insanı olduğunu, o bölgenin sıkıntılarını bildiğini ifade ettikten sonra Toroslar’da yaşanan işsizliğe, orada ekmek parası kazanmanın zorluğuna değinen ve madenlerin o bölgede işsizliğe çare olarak görülebileceği anlamına gelen cümlelerle konuşmasını sürdürmüştü.

Soma’da meydana gelen katliamdan sonra pek bilinmeyen, belki de merak edilmeyen, bir gerçek ortaya çıktı. Soma, sadece kendi ilçesinin değil, çevredeki ilçelerin de gelir kapısı haline gelmiş bir ilçeydi. Soma’da açılan madenlerin çukuru sadece Soma’dan değil, bir çok çevre ilçeden de madenciyi içine çekip, üzerlerine kapanmıştı. Bu ilçelerden bir tanesi olan Kınık’a, Kütahya’ya ya da olayın merkezi Soma’ya öldürülen madencilerin köylerine gidildiğinde benzer cümleler duyuluyordu. Hepsinin altında da aynı anlam vardı. Madene gidenlerin başka çareleri yoktu ve borçları vardı. Borçlarını ödemek için tek çare olan madene, arkasına hükümetin devletini, devletin hükümetini alan patronların insafına gidiyorlardı. Dönemin Başbakanı’nın dahi 1800’ler İngilteresi’nden karşılık bulabildiği koşullarda çalışıyorlardı.

Fakat, birbirine benzer cümleler olsa da Soma ile Ermenek arasında ufak bir fark var. Çünkü Soma’da yaşananları anlatanlar bir şeyi daha anlatıyorlardı. Soma ve çevresinde yaşayan insanlar, nasıl madene köle yapıldıklarını da anlatıyorlardı. Bunun nasıl bir devlet politikası olarak adım adım ilerletildiğini gözler önüne seriyorlardı. Bu adımların en önemlisi olan tarımın nasıl bitirildiğini, madenin tek seçenek olarak bırakıldığını anlatıyorlardı.

Aslında bunu biliyoruz. Ege’nin neredeyse her yerinden biliyoruz. Yine Manisa’da Çaldağı’nda kurulmak istenen Nikel Madeni’nden biliyoruz mesela. Doğaya inanılmaz bir müdahale, yan yapılarıyla birlikte bir maden, hem madenin açılması, hem de işletilmesi sırasında ortaya çıkan olumsuzluklarla birlikte çevrede tarımın sönmesi ve beklenen sonuç: Ya madencisiniz ya da göç edeceksiniz.

Bir de Yırca var. Yırca Soma’ya bağlı 130 haneli bir köy. Yerel yönetimler üzerine internette yayın yapan bir portala göre iki temel geçim kaynağı var. İlki zeytincilik, ikincisi ise tarım. Peki sorunları ne? İşsizlik, göç ve gelir yetersizliği.

Yırca haftalardır direniyor. Zeytinliklerin kesilmesine karşı direniyor. Zeytinliği yerle bir etmeyi planlayan şirket o alana bir termik santral kurmak istiyor. İşte size hızlandırılmış bir kölelik geçidi. Bu işlemle hemen zeytinciliği bitirecekler, termik santral faaliyete geçtikten sonra da tarım kendi kendine bitecek. 130 hanenin belki bir kaç hanesi termik santralde düşük seviyede işlerde çalışmaya başlayacak. Peki kalanları ne olacak? Göç edecekler. Manisa’ya ya da İzmir’e. Etmeyenler de, köyde nefes aldıklarında kendilerini zehirleyecek olan termik santralde yakılsın diye madenci olacaklar. Belki 2017 ya da 2018 yılında onların yakınları için yardımlar toplanacak, belki bedenleri toprak altından hemen çıktıkları için şanslı görülecekler. Belki de günler sonra bedenleri toprağın ya da suyun içinden çıkabildiği için sevinen, yerin altında kalmadığı için mutlu olan yakınlarını izleyeceğiz televizyonlarda.

Soma’dan sonra, Ermenek’ten sonra eğer karşımıza Yırca çıkıyorsa artık durup düşünmenin bile faydasız olacağı bir evreye geçilmiş demektir. Ermenek’i başından sonuna yaşayan bir Başbakan’ın; Soma’yı ve Ermenek’i en önde gelen noktada yaşamış bir Cumhurbaşkanı’nın tüm bu olanlardan sonra Yırca’ya seslerini çıkartmamaları, seslerini çıkartacak olsalar da köylüleri döven, bir gecede 6000 zeytin ağacını dozerle yıkan şirketi destekleyeceklerdir, bu kölelik düzeninin devlet politikası halinde devam edeceğinin bir kanıtıdır. Bir an için diyelim ki, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın “Kırmızı Kitabı’nda” yazdığı gibi madencinin fıtratında ölmek var. Peki köylünün fıtratında da madenci olmak mı var? “Tarım arazileri çok değerlidir, tarım arazilerini koruyalım, yapılaşmadan kaçınalım. En önemli kaynak, bir avuç toprak!” diye reklamlar döndüren bakanlıklar ne yapıyor?

En önden gördüler. En canlı şekilde bu faciaları yaşadılar. En iyi de kendileri biliyorlar. Bir tarafta Ermenek’te çaresizlikten madene giren köylüler, Soma’da tarım bitirildiği için madene mahkum edilen insanlar, diğer tarafta Yırca’da zeytincilik yapmaya devam etmek isteyen bunun için özel güvenlikten dayak yiyen, zeytinleri üzerinde ağaçları dozerlerin altında kalan ve madene itilen köylüler. Hükümet bu tabloyu en önden görüyor ve seçimini yapıyor: Daha çok maden, daha çok termik santral daha çok fıtrat, daha çok ölüm.

* Ve o ele bir özel güvenlik elemanının elindeki sopayla vurması…

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Yeşil Gazete yazıları

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s