Kategori arşivi: Yazılar

Seçime doğru – adalet ve kalkınma partisi (1*)

12 Haziran seçimleri, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) için, iki dönem tek başına iktidar olduktan sonra (3 Kasım 2002 ve 22 Temmuz 2007) üçüncü dönemi de bu şekilde geçirmek adına bir fırsat yarattı. AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan bunun, sanırım Çocuklar Duymasın adlı dizinin Haluk karekterinden de esinlenerek, ustalık dönemi olacağını söylüyor. Çıraklık, kalfalık ve ustalık… Bu düşünce yapısından bakınca da, seçim reklamlarına hem geçen dönemi, hem de bir önceki dönemi koyuyor AKP. Bir iddia tabii bu. Nasıl ki, kendi dönemleri öncesini tümden, kendileriyle kıyaslıyorlarsa (bizden önce Cumhuriyet tarihi boyunca 79 yılda x kadar cep telefonu sattı, biz 6 yılda bunu şu kadar katladık gibi…), kendi iktidar dönemlerini de bir bütün olarak görmeleri normaldir. Zaten Erdoğan’ı öne çıkartan da artık yavaş yavaş kaybolduğunu gördüğümüz cürreti. Geçen seçimlerde ana muhalefet liderlerini iddiaya çağıran kişiden artık eser yok. Reklamlar da bu yönde. Okumaya devam et

Seçime doğru – başlarken…

Seçime 30 gün kaldı. Yani bir ay sonra, biz seçim sonuçlarını görüyor, seçim sonuçları üzerinden yorum yapıyor olacağız. Fakat o zamana kadar da seçim ve olası sonuçlar üzerine konuşuyor olacağız. Seçim sonuçlarını değiştirmeye yönelik hareketleri yorumlamak üzerine olacak bu konuşmaların çoğu da. İşte, “Seçime Doğru” yazıları bu konuşmaların bir üstbaşlığı. Yanbaşlıklar değişecek.

Başlarken, yani 30 gün kala, baktığımda şu görünüyor: Seçimin esas itişme noktası, AKP’nin kaç milletvekili çıkartacağı sorunu… Oy oranı değil ama, milletvekili sayısı. Okumaya devam et

Kanal İstanbul vs Devrimden Sonra

12 Haziran seçimleri yaklaşıyor. Partiler geleceğe dair fikirlerini ortaya koyuyorlar. Güçlerine göre reklamlarını yapıyorlar, bazen onların bir şey yapmasına gerek kalmıyor. Kendilerine bağlı medya bunu gerektiğinden iyi bir şekilde yapıyor. Sadece karşı partileri kötülemek üzere seçime kadar geçecek süreyi kullanacak olan köşe yazarları ve tv yorumcuları var gördüğüm kadarıyla. Bu dediklerim tabii ki daha çok iktidar partisinin lehine çalışan süreçler.

Bu karmaşada, ortaya atılan fikirler tabii ki halkta bir etki yaratıyor. Bu etkiyi ortadan kaldırmak için de karşı fikirler ortaya atılıyor. Seçim dönemlerinin önemli bir “rahatlığı” çoğu kimse bu fikirlerin gerçekten uygulanabilir olup olmadığına bakmıyor. Gerekli olup olmadığı ise hiç konuşulmayan bir konu. Önemli olan ortalığı toza dumana boğabiliyor mu? Gündemi değiştiriyor mu? Değiştiriyorsa tamamdır! Okumaya devam et

Nükleere karşı bildiri… *

*Bu yazı, Ankara’da 23 Nisan 2011 günü yapılan Nükleer Karşıtı Yürüyüş’ün çağrı bildirisi için kaleme alınmıştır.

Tüm Dünya, Japonya’ya kilitlenmiş durumda. Gördük ki, nükleer santrallerin yarattığı tehdit başka hiçbir tehlikeyle kıyaslanamayacak kadar büyük. 11 Mart günü Japonya’da deprem oldu, radyasyon bulutları yirmi gün geçmeden tüm Dünya’yı dolaşıp, Türkiye’ye geldi. Bu da bize gösteriyor ki, nükleer enerji hiçbir sınırı tanımayan ve insanlığın karşısına dikilmiş bir tehlike. Buna rağmen bu tehlikeyi şimdi Türkiye’ye, daha sonra başka ülkere reva görenler var. Bu kıyaslanamaz ölümü bize gelişim olarak sunanlar var. Okumaya devam et

Sokak oyunu bozdu

Hiç yokken, bir hafta içerisinde bir krizimiz oldu ve bu krizin çözüldüğünü gördük. Her şey başa döndü. Sanki olmamış gibi. Peki olmadı mı? Ölen gencin yakınlarına, yaralananlara ya da göstericilerin zarar verdiği bankalarda yahut PTTlerde olanlara soralım mı olup olmadığını? İnsanların üzerine bu kadar gidip, ilk önce suç yaratıp, sonra o suçla seçime sokmazsanız; ve zaten o seçimleri de baştan aşağıya onlar giremesin diye formüle ederseniz; bu sonuçlar ortaya çıkacaktır. Sonuç olarak ne kadar kırılgan bir zemin üzerinde durduğumuzu bize gösterdi bu hafta. Sokak gösterileri hakkını aldı. Sokak oyunu bozdu. Sokak AKP’nin oyununu bozdu. Okumaya devam et

“Özgür ve demokratik” bir YGS ve liseliler

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, televizyonda seçim beyannamesini açıklıyor. Daha özgür ve daha demokratik bir Türkiye’den bahsediyor, arkasından tek parti iktidarlarını güçlendirecek değişiklikler yapacağız diyor. Seçim barajına nasıl sarıldığı zaten ortada. Koalisyonlar dönemini bundan sonra tarihe gömeceğiz diye de ekliyor AKP Genel Başkanı.

Daha özgür ve daha demokratik bir Türkiye derken Tayyip Erdoğan, gözüm küçük küçük haberlere takılıyor. Dünün en büyük olayı çoğu gazetede küçük küçük görülmüş. Görülebilmiş. O kadar demokratik ve özgür bir ortamda yaşıyoruz ki; gazeteler son yılların en büyük rezaletini protesto eden binlerce liseliyi haber dahi yapamıyor. Öyle bir özgürlük ve demokrasi için işte. Demokrasi ve özgürlük değil mi? Bir medya oluştur, kaynaklar bir anda onlara akmaya başlasın ve o medya büyüsün. Sonra da sana karşı olanların haberlerini vermesin, verirse terörize ederek versin, hak arayanları suçlu, hak gaspedenleri masum olarak versin. Okumaya devam et

Sıra kimde? Bu sefer adalette mi?

Bugün 13 Nisan. Sıradan bir gün sayılabilir. Büyük ihtimalle Türkiye’nin geniş kesimleri kendi hayat mücadelesini konuşarak geçirecek bu günü. Dar bir kesim, milletvekili listeleri üzerine konuşarak geçirecektir gününü. Urfa ilginç mesela ya da CHP konuşulabilir. Fakat bugünü özel yapan bir olay var. Bir dava görülmeye başlanılacak bugün. Resmi ismi “Devrimci Karargah Davası”. Davası görülecek kişiler 21 Eylül’den beridir tutuklu. Onları yazılarından takip edebiliyoruz sadece. Davanın halka yayılan adı ise, bence, “Sıra Kimde” davası. Bir de kelepçe olmuş soru işareti.

21 Ocak günü bir yazı yazmıştım. İsmi “Bir gün herkes terör suçlamasını tadacaktır” şeklindeydi. Okumaya devam et

Seçme seçilme hakkı ve bağımsız adaylar

12 Haziran 2011’de seçimler var. İki buçuk ay kadar bir süre kaldı yani seçime. Medyanın ilgilendiği partilerin aday adayı süreci tamamlandı. Şimdilik daha çok ya politik dedikodu değeri olan kişileri ya da düpedüz magazin değeri olan kişileri görüyoruz, duyuyoruz. Aslında ne kadar magazin ismi meclise girerse, varolan tek adamlık kültürünün devam edeceğini öngörebiliriz. Kibarlık yapmaya gerek var mı bilmiyorum ama siyasette ve ülke sorunlarına uzaktan yakından dokunmayan insanlar sadece isimleri, o da başka konularda kazandıkları ünden, halk tarafından seviliyor diye aday gösteriliyor, gösterilecek. Onlara oy verecek insanlar. O çok sevgili kişiler de meclise girecek ve büyük bir kol mesaisine başlayacaklar. Kaldır kolları, indir kolları. Tek adam ne derse, onun dediğini yap. Okumaya devam et

Ahmet Şık’ın hafızasını nasıl sileceksiniz?

Tarihsel bir olay yaşıyoruz. Başka nasıl anlatılır bilmiyorum ama ilerde herkesin birbirine anlatacağı, “2011 Mart’ında Türkiye’de bu olmuştu!” diyeceği bir anı yaşıyoruz. Bir kitap var. Olduğu söyleniyor. Adı “İmamın Ordusu”. Henüz basılmadı, kitapçılarda yok. Basılmaması isteniyor zaten. Kim dokunduysa bu kitaba evine baskın düzenleniyor. Kopyaları alınıyor, kalanlar siliniyor. Siliniyor kısmı işin kibarcası aslında. Doğrusu şu: Kitabın kalan kısımları İMHA ediliyor. Yakamıyorlar çünkü dijital. Onlar da tamamen siliyorlar. Hesap aynı hesap! Okumaya devam et